Uzun zamandır uyanamadığımız bir kâbusun içindeyiz. Koyu bir karanlık çocuklarımızı ve kadınlarımızı ezip geçiyor, geride atamadığı çığlığı boğazında düğümlenmiş, kocaman hüzünlü gözlerle bakan suretler bırakıyor. O çığlığı duyan Mustafa Hoş ile konuştuk. Çığlık’ı yazmış biz de duyalım diye…

Kitabı elime aldığımda okuyup okumayacağım konusunda endişelerim vardı. Çocukların yaşadıkları ve katlanmak zorunda kaldıkları tecavüzü okuyabileceğimden emin değildim. Ancak başka bir şey yazdığınızı gördüm. Çocukların yaşadığı şeyleri yazmaktan özellikle kaçınmışsınız. Oysa birkaç cümle bile yazsanız çok ses yükselirdi. Bunu tercih etmemenizin sebebini açıklar mısınız?

  • Karaman’da bu ülkenin en büyük kötülüklerinden biri ortaya çıktı. Daha 9-10 yaşlarındayken çocuklara yapılacak en büyük kötülük yapıldı. Yaşadıkları korkunçtu. Neler yaşadıklarını satır satır okudum. Okudukça, dinledikçe psikolojim bozuldu. Günlerce uyuyamadım. Hâlâ da etkisi sürüyor. Ama yazmadım. Kötülüğü bir başka kötülük yaparak anlatma hastalığı var bu ülkenin. Ben bunu tercih etmedim. Çocuk istismarı başlı başına büyük bir kötülüktür. Çocuk istismarına ayrıntıları öğrenilerek tepki verilecekse lanet olsun bu tepkiye. Çocuk bunlar ve göz göre göre istismara uğradılar. İsyan etmek için hesap sormak için başka bir şeye ihtiyaç duyuluyorsa o ülke çürümüştür. Ve bu ülke çürütülüyor.

Tecavüz olayını anlatarak yarayı kanatmaktan çok bu yaraya sebep olanlara çevirmişsiniz kaleminizi. Siyasetten, bürokrasiden, medyadan pek çok isim var kitapta. Yapanlar, göz yumanlar, aklamaya ya da önemsizleştirmeye çalışanlar. Dışarıdan bakıldığında pek çoğu çocuklarla ilgili şefkat dolu, korumacı laflar eder. Ama gerçekte bu ülkede çocuklar kimsenin umurunda değilmiş gibi. Neden çocukları ve gençleri çiğneyip tüküren bir toplum haline geldik. Neden böyle olduk, ne düşünüyorsunuz?

  • Evet, yarayı kanatmaktan çok yaralayanlara dikkat çekmek istedim. Az önce de söyledim. Çürüyor bu toplum hem de bilinçli bir politikayla. İnsandan çok beton kutsanıyor. Bir çimento insandan daha değerli yapıldı. Paylaşma ve dayanışma yerine sadaka ile insanlar dilenci haline getiriliyor. Dilenen sesini çıkarmaz dilendiğiyle yaşar. Oysa paylaşım ve dayanışma bilinçlendirir. Sorgulatır. Olana bitene sesini çıkartır. Muhafazakarlığı sadece “kâr” gören bir anlayış esir aldı ülkeyi. Böyle olunca insani değerlerden uzaklaşıldı. Sadece kendi rantlarını ve iktidarlarını önemseyen bir tahakküm ülke tarihinin en büyük kötülüğünü Karaman’da yok saydı. Çünkü çocuklara tecavüz edilen yer (Ensar Vakfı ve KAİMDER) onlar için çocuklardan daha değerli. Kendi projeleri ve o proje için çocukları yakıp yıktılar.

Giderek muhafazakâr bir toplum oluyoruz. Muhafazakâr toplumlarda işlenen bu taciz ve tecavüz suçlarının sürekli üzerinin örtülmesi, şahsî suçlar kapsamına alınması, kurumların korunması ve kollanması da konuşulmasını, bilinmesini engelliyor. Çığlık tüm bunları ortaya döken, tartışmaya açan bir kitap. Muhafazakârlığın getirdiği örtük ilişkilerin sistemi ya da toplumun yapısını bozmamak için suçu ve suçluyu görmezden geldiğini söyleyebilir miyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

  • Muhafazakârlaşmadan daha öte bir şey var. Giderek kötülüğü yaşam biçimi haline getiren bir lümpen anlayış virüs gibi yayılıyor. Lümpen İslamcılık da diyebiliriz buna. İslam örtüsü altında doymak bilmeyen bir rant hırsıyla bakıyorlar ülkeye. Rant ve beton için yapmayacakları kötülük yok insan ve doğaya karşı. Bu korkunç bir yozlaşma ve yabancılaşma. Ölüm yarıştıran kötülük yarıştıran bir nesil yetiştiriyorlar. Biat eden sorgulamayan, biat ettikleri ne derse inanmasalar bile onu savunan bir nesil olsun istiyorlar. Bunun adına da “dindar nesil” diye bir isim verdiler. Nerede bir kötülük varsa üstünü dinle, bayrakla örtüyorlar. Karaman da o kötülüklerden biri. Ucu kendilerine dokunursa suçu ve suçluyu görmezden geliyorlar. Bundan büyük ahlaksızlık olur mu? Çığlık bir anlamda bu ahlaksızlığa isyan kitabıdır.

2016 yılında 4268 çocuğun cinsel istismara uğradığı açıklandı. Üstelik bu sadece tespit edilebilen… Bugün daha çok mu işleniyor bu suç yoksa daha görünür hale mi geldi?

  • Kesin sayısını bilmiyoruz. Çünkü böyle bir araştırma gerçekten yok. Sadece mahkemelere yansıyandır bu rakam. Karaman’ı baz alırsak durum daha korkunç demektir. Çünkü orada nasıl işin üstünü örtmeye çalıştıklarını gördüm. Çocuklarına bu kötülüğü yapan ülkenin geleceği de olmaz. Bu anlayış ülkenin geleceğini çalıyor. Endişeliyim çünkü Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER yargılanmazsa yeryüzünün en büyük kötülüklerinden olan çocuk istismarı bu ülkede serbest bırakılmış olacak.

“Dindar nesil yetiştirme projesi ” bizzat iktidar tarafından dile getirilen bir proje. Bunu biraz daha açar mısınız? Ensar gibi vakıflar ve cemaatler eliyle yapılan alternatif eğitim bu projenin bir parçası ise, büyük resim de ne var?

  • “Dindar Nesil” dedikleri aslında ucube bir nesil. Kayıtsız şartsız biat eden, sorgulamayan, kendilerine yapılan kötülükleri bile yok sayan, doğa yerine rantı tercih eden, betonu insandan çok seven bir nesil yaratmak istiyorlar. Ensar gibi vakıflarla kendi nesillerini oluşturmak istiyorlar. Alternatif eğitim dedikleri çağdaş laik nesil yerine kendi milis güçlerini de oluşturabilecekleri bir nesilden söz ediyorlar. Eğitim gibi bir ülkenin en temel olgularından birini cemaatlere tarikatlara kendi arka bahçeleri olan vakıflara peşkeş çekiyorlar. Aslında bu anlayışın nelere yol açtığını gördük biz. Finalde ne olacağını gördük yani. 15 Temmuz’da olanlar bundan sonra olacakların da göstergesidir. Darbeye kalkışanlar bir zamanlar omuz omuza oldukları cemaatin “Altın nesil” dedikleri kişilerdi.

KAİMDER ve Ensar için açılması gerektiği halde ceza davası açılmadığını delillerle açıklıyorsunuz kitabınızda. Ailelerin bazılarının şikayetleri olduğunu belirtiyorsunuz. Ne olacak, dava açılması mümkün mü?

  • Suçu şahsileştirerek sorumluları yok saydılar. Ama bu suçun vasfını ortadan kaldırmıyor. Şikâyetçi aileler var. Hem Ensar’dan Hem KAİMDER’den hem validen hem de o il milli eğitim müdüründen. Buna rağmen dava açılmadı. Öyle bir kötülük var ki kötülüklerinin sınırı yok. Şikâyetçi ailelere karşı diğer ailelerden Ensar’dan, KAİMDER’den Validen milli eğitim müdüründen şikâyetçi değiliz diye yazı aldılar. Ve dava açmama gerekçesi yaptılar. O yüzden çocuklara tecavüz edilirken görmezden gelen İl Milli Eğitim Müdürü hâlâ görevde. Onu bir zebani gibi hâlâ çocukların başında tutuyorlar. Bütün bunlara rağmen hala insanlar Karaman’daki çığlığı duyarsa dava açılır. O Milli Eğitim Müdürü de Ensar yöneticileri de KAİMDER’dekiler de görevde kalamaz.

Kitap, bu kötülüğün geçmişte daha pek çok çocuğun başına geldiğinin soru işaretlerini bırakıyor zihnimizde. Tüm çocukların çığlığı var sanki. Sizce sivil toplum olarak ne yapmalıyız çocuklar için?

  • Karaman yarım bırakılmış gerçekten soruşturulmamış ve unutturulmaya çalışılan büyük bir kötülüktür. Bu kötülüğün bizi yenmesine izin vermemiz lazım. Gündem denilen lanet uyuşturucuya kapılmadan takip edip sorgulamalıyız. Bu çığlığa kulakları kapatmak suç ortaklığıdır. Bu suça ortak olmamak için bıkmadan usanmadan yılmadan hatırlatmalıyız. Ta ki sorumlular hesap verene kadar.

Başlangıçta bahsettiğiniz “O Arabada Ne Konuşuldu?” ile ilgili bir gelişme oldu mu? Siz o arabadan kimlerin ne konuştuğunu düşünüyorsunuz?

  • Karaman’da birçok sır var. O sırlar hâlâ aydınlanmayı bekliyor. Çığlık’ta yazdığım o arabada ne konuşulduğu hala sır. Çocuklarla onlar dışında konuşan eden yok. Çocukların bir kısmı kendini suçlu hissediyor. Sanki suçluymuşlar gibi bir psikoloji içindeler. Onlara böyle bir duyguyu yaşatan hoyratlıkla davranıldı. Böyle devam ederse istismar edilen çocukların gelecekleri daha da karanlık.

Sayfa 79’da “Siyasetin kodları çocuklardan çok başka şeylere duyarlıydı” diyorsunuz. Siyasetin kodlarında ne var?

  • Siyasetin kodları batsın. Şehrin adını çocuklardan daha çok önemseyen siyaset yerin dibine girsin. Ortada büyük bir kötülük var. Bunun siyaseti hesabı kitabı olur mu? Yaptılar hem de büyük bir aymazlıkla. Onları kötülükleri ile yüzleştirmek gerekiyor. Kitapta uzun uzun anlattım siyasetçilerin partilerin neler yaptığını.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

  • Karaman bir insanlık ve vicdan sınavıdır. İleride Karaman’da çocuklar çığlık atarken ben ne yaptım pişmanlığı yaşanmak istenmiyorsa bu davaya sahip çıkılmalıdır. Çocukların hâlâ çığlığı yükseliyor. Buna duyarsız kalmak bu ülkeye ihanet. İnsanlığa ihanettir. “Bu kitabı okuyamam dayanamam” diyenler var. İnsani bir reflekstir anlıyorum. İyi de o çocukların aileleri, o çocuklar ne yapsın. Karaman’daki kötülüğün bizi boğmasına izin vermemek hepimizin elinde. Burada boğulursak zaten ötesi olmayacak.

Röportaj: Fatma Burçak – Mustafa Gülşen