Her ne kadar Amerika’nın ve hatta dünyanın en popüler gerilim romanı yazarlarından biri olsa da özellikle ülkemizde Stephen King okuyorum demek pek kolay değildir. Özellikle karşınızda çok kitap okuyan biri varsa; “ya işte ben de Stephen King okuyorum demezsiniz” nedense. Kimi kitapsevere göre de kitapları “eh işte“ seviyesinde çakılsa da, dünyanın en büyük sinema platformu IMDB’nin en sevilen filmler listesinin tepesinde Stephen King eserinden uyarlanmış bir film olduğu için, kendisi adına bir sinema dosyası yapmamız kaçınılmaz oldu.

Sevme, sevmeme, ilgi, puanlama kişiden kişiye değişebildiği için mümkün olduğu kadar objektif bir liste yapmaya çalıştım. Mümkün oldukça da yorumlamadan kaçınmaya çalışsam da, bu listeyi hazırlayan da bir insan olduğu için ister istemez duygular da rol oynadı.

Buyurun Stephen King eserlerinden uyarlanmış en iyi 10 filme:

SHAWSHANK REDEMPTION (ESARETİN BEDELİ) 1994
Daha önce Elm Sokağında Kabus, Sinek, Maske, Frankenstein gibi kült filmlerin senaristliğini yapan Frank Darabont; Stephen King’in “Rita Hayworth ve Shawshank Esareti” kitabından uyarladığı senaryoyu yönetirken, bu kadar büyük bir film yapabileceğini düşünüyor muydu acaba?

Bence sorunun cevabı evet. Rob Reiner, bu senaryoyu filme dönüştürmek için kendisine 2,5 Milyon Dolar teklif etse de Darabont, büyük bir iş yapma fırsatı olarak görüp reddetmiş ve kendisi çekmek istemiştir. Darabont yine de büyük değil, oldukça büyük bir iş başarmıştır. Esaretin Bedeli her sinemaseverin en az bir kere izlediği ve hemen hemen herkesin çok beğendiği bir film olarak sinema tarihinde yerini aldı.

Bankacı Andy Dufresne, karısını ve karısının sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezası alır. Esaretini çekeceği Shawshank Hapishanesinde bir yandan suçsuz olduğunu anlatmaya , bir yandan da insanlara, -hepimizin çoğunlukla unuttuğu- UMUT kavramını aşılamaya çalışır. Hapishanede geçirdiği yıllarda zamanla o bile suçlu olduğuna ikna olurken, o bile umutsuzlaşırken onu yaşama bağlayan iki şey vardır. Biri arkadaşı Red, diğeri de duvarında asılı Rita Hayworth posteridir.

Andy Dufresne rolü için ilk düşünülen isim Tom Hanks olsa da Tom Hanks Forrest Gump için teklifi reddeder. Bir diğer aday Kevin Costner da kariyerini tepetaklak edecek Su Dünyası için reddeder. Velhasılı Andy Dufresne rolünü Tim Robbins oynar. Red karakteri ise kitapta adı üstünde “red”dir. Yani kızıl saçlı ve ayrıca İrlandalı’dır. Fakat, Frank Darabont’un aklında hep Morgan Freeman olduğu için kızıl saçlı İrlandalı rolünü siyahi bir aktör oynar. (Pek de güzel oynar)

Film sinema tarihinin en hakkı yenmiş filmlerinden biri olur Oscar töreninde. Aday olduğu 7 daldan hiçbirinden ödül kazanamaz. 13 dalda aday olan Forrest Gump; en iyi film, en iyi yönetmen ve Tom Hanks’in uğruna Esaretin Bedeli’nde oynamayı reddettiği en iyi erkek oyuncu oscarları olmak üzere 6 ödül kazanır.

SHINING (CİNNET) (1980)
Buna ne kadar Stephen King eseri denilebilir inanın bilmiyorum. Çünkü kimse hakkını yemesin bu tam anlamıyla bir Stanley Kubrick filmidir. Gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden (belki de birincisi) kabul edilen Kubrick, -zaten yazar olarak da beğenmediği- Stephen King’in eserini pek beğenmemiş, hatta okumamış bile ve senaryoyu oturmuş baştan sona yazmış. Stanley Kubrick filmi iddiamın nedenleri sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Kubrick, mesela olayın geçtiği oteli stüdyoda inşaa ettirmiş, kar sahnesi için 900 ton tuz kullanmış, koridorlardan kan akan sahneyi 6 ayda çekmiş, o meşhur kapı kırma sahnesini 3 günde ve 60 farklı kapıyla tekrar ettirmiş,  500 sayfa birbirini tekrar eden daktilo yazısını tek başına yazmış, başrol çocuk oyuncusunu drama filmi diye kandırmış, beğenmediği başrol kadın oyuncusuna eziyet ettikçe etmiş ki korku duygusunu alabilsin, mesela beyzbol sopasıyla merdivenden çıkma sahnesini 127 kez yinelemiş vs vs.

Stephen King ise filmi hayal kırıklığı olarak görür ve vasat bulur. Filmin görsel detaylarını beğendiğini kabul etse de film için “Motoru olmayan fantazi araç” benzetmesini yapar.

Filmin bir diğer gücü de açık bir şekilde Jack Nicholson’dır. Kendisine çok yakışan bu rolü ustalıkla oynamış ve sinema tarihinin en unutulmaz performanslarından birini vermiştir.

Konusuna kısaca değinirsek: Yazar Jack Torrance, kış ayında kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenir ve eşi ve çocuğuyla otele yerleşir. Jack’in oğlu doğaüstü olayları görmekte fakat ailesini buna inandıramamaktadır. Zamanla da Jack bu doğaüstü varlıkların hakimiyeti altına girer. Jack Torrance rolünde Jack Nicholson, eşi Wendy rolünde Shelley Duvall’i izleriz.

Film oscarlara aday olamasa da çeşitli adaylıklar ve ödüller kazanır. Bunlardan en göze çarpanı ise, en kötü performanslara verilen Razzie(Ahududu) Ödülleri’nde en kötü yönetmen ve en kötü kadın oyuncu adaylıklarıdır. Neyse ki kazanamaz.

THE GREEN MILE (YEŞİL YOL) (1999)
Ülkemiz açısından söylersek, Yeşil Yol, Stephen King romanlarından uyarlanan filmler arasında belki de en çok izlenilenidir. Dünya çapında da sinemada en fazla ilgi gören, 100 Milyon Dolar barajını aşan iki King uyarlamasından biridir. Frank Darabont, Esaretin Bedeli’nden sonra ikinci yönetmenlik deneyimini yine bir King uyarlamasında gerçekleştirir.

Konusuna değinirsek; Başgardiyan Paul Edgecomb ve diğer gardiyan arkadaşlarının basit bir görevi vardır. İdamı gelen mahkumları yeşil yol boyunca ilerletip elektrikli sandalyeye oturtmak ve infazlarını gerçekleştirmek. İki kızı öldürmek suçundan idama mahkum olan iri cüsseli John Coffee’nin gelişi, onun doğaüstü güçleri ve gardiyanlarla ve diğer mahkumlarla kurduğu bağ, rutin işlere sahipbu gardiyanların hayatını değiştirir.

Başrolde, daha önce Forrest Gump rolü için Esaretin Bedeli’nde oynamayan Tom Hanks ve iri cüsseli siyahi mahkum rolünde de Michael Clarke Duncan bulunmakta. Sam Rockwell, David Morse, James Cromwell, Doug Hutchison, Barry Pepper gibi önemli aktörler de filmin güçlü oyuncu kadrosunda yer almakta.

Stephen King hem set ziyaretlerinde bulunmuş hem de filmin galasında ağırlanmış. Film içinse kendi romanlarından yapılmış en iyi uyarlama diye bahseder. Darabont ise kendi hayatının en tatmin edici filmi olarak görür Yeşil Yol’u. Darabont film için senaryo yazmaya başladığı zaman kedisinde bir tümör başlar, senaryoyu bitirdiğinde ise kedisi hiçbir acı çekmeden hayatını kaybeder. Tıpkı mahkumlar gibi yeşil yoldan geçmiştir. Filmi izlerken bir fareyle bağ kursanız da aklınıza yönetmenin kedisi de gelebilir.

Film en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi ses dalında oscar adaylıklarıyla yetinir. Tamam hakkı yenmiştir diyemem ama 2000 Oscarlarını genel olarak iyi hatırlamam. Hele ki 1999 gibi dünya sinema tarihinin en altın yıllarından birinin, en muhteşem filmlerinden bazılarının çıktığı yılda oscarların verildiği isimler beni tatmin etmedi. Amerikan Güzeli’ni hala beğenmem ve hayranı olsam da Michael Caine yerine Altıncı His’teki performansıyla 11 yaşındaki Haley Joel Osment en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarını almalıydı. Hadi ona vermediniz Michael Clarke Duncan Yeşil Yol ile bu ödülü alabilirdi. 1999 filmleri için ayrı bir dosya olacak, orada detaylı değiniriz.

MISERY (ÖLÜM KİTABI) (1990)
Paul Sheldon basit ama sevilen bir macera dizisinin yazarıdır. Ama artık bir değişim ister ve baş karakteri Misery Chastain’i öldürüp seriye son verir. Bir gün bir taşrada araba kazası geçirir. Annie Wilkes’in evinde gözlerini açtığında kendisiyle ilgilenen bir kadın görür. Yaralarını iyileştiren, ona bakan vs. Ancak kadın Paul Sheldon’ın romanlarının sıkı bir takipçisi ve romandaki baş karakter Misery’nin hayranıdır. Misery’nin ölümü, Paul Sheldon’ın bu evde yaşayacağı her türlü işkencenin sebebidir.

1990 yapımı filmi Rob Reiner yönetmiş. James Caan, Lauren Bacall gibi isimler filmde oynamışsa da filmde devleşen isim Annie Wilkes rolüyle Kathy Bates olur. Kathy Bates o kadar güzel oynar ki o seneki oscarlarda ve altın küre ödüllerinde favori olarak geldiği ödülü alır gider.

Misery, aslına bakarsanız çok başarılı olmayan bir kitabın çok başarılı olmayan bir filmi olsa da Kathy Bates’in ödüllü oyunculuğuyla bu listede üst sıralarda yer almayı hak eden bir film olmuştur.

DOLORES CLAIBORNE (DOLORES ) (1995)
Tıpkı Esaretin Bedeli gibi, bildiğimiz ya da aklımıza ilk beliren Stephen King romanlarından farklı bir kitap ve farklı bir film Dolores Claiborne. Tıpkı Esaretin Bedeli gibi, doğaüstü olayların olmadığı, gerçek yaşamlara dayanan bir dram filmi.

15 yıl önce kocasını kuyuya düşerek ölmesi sonucu kaybeden ve ölümünden dolayı da polis tarafından soruşturulan Dolores Claiborne, bu kez de bakıcılığını yaptığı Vera Donovan’ın merdivenden düşerek ölmesi nedeniyle yeniden polisler tarafından soruşturmaya tabi tutulur. Dolores’in kızı Selena babasının ölümünün ardından New York’a taşınmış bir gazeteci. Annesi ile iletişimi kopma seviyesinde iken bu son olay sonucunda annesinin yanına geliyor. Film de anne Dolores’in kızı Selena’ya yaptığı konuşmalar ya da itiraflar üzerinde devam eder.

Filmin yönetmeni iki yıl sonra Şeytanın Avukatı filmiyle daha çok kişinin tanıyacağı Taylor Hackford, başrolde Dolores rolünde, 1990’da Misery ile oscar kazanan Kathy Bates, kızı Selena rolünde Jennifer Jason Leigh, diğer rollerde de Christopher Plummer, David Strathairn, John C. Reilly oldukça iyi oyunuculuklar sergilemekte. Selena’nın çocukluğunu oynayan Ellen Muth ise eleştirmenlerce çok beğenilmiş ve Tokyo Uluslararası Film Festivalinde de en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanmış. Film ayrıca Kathy Bates’in oynadığı roller arasında en sevdiği film.

IT (O) (2017)
Dramdan sonra korku filmiyle devam edelim. Johnny Depp palyaçolardan korkarmış. Bence bu konuda tek değildir, birçok kişi palyaçolardan korkar. Kimbilir belki de sebebi Stephen King’dir. 1986’da çıkan kitabı, 1990’da yayınlanan televizyon dizisi ve 2017’de çekilen filmi O’da Stephen King; bir kasabadaki 7 çocuk ve onların korkularına göre şekle girebilen Pennywise adında bir palyaçoyu anlatır. Çocuklar birer birer kaybolurken kasabanın diğer fertleri de kabusu yaşamaya başlar.

Pennywise kasabaya 27 yılda bir gelmektedir. Pennywise’ı oynayan Bill Skarsgard 27 yaşındadır çekimler sırasında. Ve film, televizyon dizisinden 27 yıl sonra çekilmiştir. Gaziantep’in plakası da 27’dir ama filmle bağlantısını henüz çözemedim.

Stephen King romanlarından uyarlanan filmler arasında en fazla gişeyi O filmi yapmıştır. 35 Milyon dolar bütçeli film, dünya çapında 700 milyon dolardan fazla hasılat yapmıştır. Filmi Andy Muschietti yönetmiştir.

STAND BY ME (BENİMLE KAL) (1986)
Birçok başarılı filme imza atan Rob Reiner, bu film için yönettiği en iyi film görüşündedir. Daha önce Yeşil Yol için kitaplarından yapılmış en iyi uyarlama yorumunu yapan Stephen King ise bu film için de aynı tabiri kullanır –tabi bu film 13 sene önce çekilmiştir.-Filmin başarılı çocuk oyuncularından biri olan River Phoenix – Joaquin Phoenix’in kardeşi- 23 yaşındayken Johnny Depp’in sahibi olduğu gece kulübünde fenalaşır ve kurtarılamaz. Stand By Me filmine geçmeden önce bu bilgileri vermekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Filmin konusu kısaca şöyle: Bir çocuk kasabanın serserilerinden birinden , ormanda bir çocuğun cesedinin gömülü olduğunu duyar. Yanına aldığı arkadaşlarıyla birlikte cesedi aramaya çıkan dört çocuğun başından geçenler anlatılır.

Filmi Rob Reiner’ın yönettiğinden bahsetmiştim. Corey Feldman, Richard Dreyfuss, River Phoenix, Jerry O’connell, Kiefer Sutherland, John Cusack bu güzel filmin oyuncuları. Film en iyi film ve en iyi yönetmen dalında Altın Küre Ödüllerine, en iyi uyarlama senaryoyla da Oscar ödüllerine aday olsa da kazanamaz.

CARRIE (GÜNAH TOHUMU) (1976)
Sinema tarihinin en iyi korku filmleri arasında bulunan Carrie ile devam edelim. 1976’da ünlü yönetmen Brian De Palma tarafından yönetilen Carrie, ekranın ikiye bölünerek kullanılması gibi birçok çekim tekniğiyle döneminde baya ilgi görmüştür. Film ayrıca Stephen King romanlarından yapılan ilk uyarlamadır.

Carrie okulda arkadaşlarından evde de dindar ailesinden sürekli baskı ve dışlanma görmektedir. Fakat Carrie’nin doğaüstü güçleri vardır. Okul balosunda ona yapılan şaka herkes için korkunç olaylara sebep verecektir.

Carrie White rolündeki Sissy Spacek, bu rolüyle oscara aday olsa da ödülü Network’daki rolüyle Faye Dunaway’e kaptırır. Piper Laurie, Amy Irving, Nancy Allen ve genç John Travolta filmin diğer oyuncuları. Tuhaf bilgi vermek adetimdir, es geçmeyeyim, Brian De Palma yönetmen arkadaşı Steven Spielberg’i sete çağırmış ve demiş ki bak burada çok güzel kızlar var gel bir şansını dene. Amy Irwing, Spielberg’in çıkma teklifini kabul etmiş, filmden yıllar sonra evlenen çiftin bir de çocukları olmuş. Yönetmen arkadaşı olan bekar okuyucularıma duyurulur.

CHRISTINE (CHRISTINE) (1983)
Bir başka kült filmle devam edelim. Resimde gördüğünüz araba 1958 Model Plymouth Fury. Filmimizin başrolünde de bu araç var. Arnie Cunningham yolda gördüğü bu kırmızı arabaya bayılır ve almak ister. Ailesiyle kavga etmek pahasına alır evine getirir, tamir eder, bakım yapar. Vaktinin çoğunu Christine ile yani yeni arabasıyla geçirmeye başlar. Arnie’nin en yakın arkadaşı Dennis ise bu arabanın geçmişini araştırır ve ilginç bilgilere ulaşır. Arabanın bir önceki sahibi karısıyla beraber arabanın içinde , kızları da arabanın yanında boğulmuş halde ölü bulunmuşlar.Arnie ile Christine arasında ise tuhaf bir bağ oluşmaya başlamış, sanki Arnie Christine’i değil de, Christine Arnie’yi sahiplenmeye başlamıştır.

John Carpenter’ın bu kült B filmi içerisinde bolca komedi, ölüm ve fantastik öge barındırmaktadır. Filmin seveni çok olduğu gibi, filmi hiç sevmeyeni de boldur. Tıpkı diğer John Carpenter filmleri gibi.

Keith Gordon, John Stockwell, Alexandra Paul, Robert Prosky, Hary Dean Stanton, Kelly Preston filmin oyuncu kadrosundaki isimler. Filmin asıl başrolü olan 1958 Model Plymouth Fury’ler ise filmin bütçesinin yaklaşık yüzde onbeşine bedel. 7 adet araba kullanılmış ve bunlardan ikisi tamamen pert olmuş. Kullanılan arabalardan birisi de 2004 yılında 167.000 dolara alıcı bulmuş.

DEAD ZONE (ÖLÜM BÖLGESİ) (1983)
Seriye başka bir kült yönetmenle nokta koyalım. Sırada David Cronenberg filmi olan Dead Zone var. David Cronenberg ve Stephen King’in tek buluşması olan 1983 yapımı bu filmde, Johhny Smith adlı genç bir öğretmenin hikayesini izleriz. Smith bir kaza sonucu yıllarca komada kalır. Uyandığında okul arkadaşı, biricik aşkı Sarah’ın evlendiğini çoluk çocuk sahibi olduğunu öğrenir. Hayatının yönü değişmiştir artık. Bu yeni yönde, kaza sonrası psişik güçlere sahip olduğunu ve insanların geçmişi ve geleceğiyle ilgili bilgilere ulaşabildiğini görür. Kasabanın şerifi bu gücü, cinayetlerin çözümünde yardımcı olarak kullandırtsa da, Smith kasabayı terkeder. Yeni taşındığı kasabada Greg Stillson isminde genç bir politikacıyla tanışır. Biricik aşkı Sarah da bu adamın seçim kampanyasında çalışmaktadır. Smith, Stillson’un gelecekte korkunç bir lider olacağını görür ve daha güzel, daha mutlu, daha adil, sevgi dolu bir dünya için, barış için, insanlık için onu öldürmeyi kafasına koyar.

Filmin başrolünde hakkı yeterince verilmediğine inandığım Christopher Walken, diğer rollerde de Brooke Adams, Tom Skerritt, Herbert Lom, Martin Sheen, Anthony Zerbe, Colleen Dewhurst bulunmakta. İlginç bilgi arayanları da es geçmeyelim. Cgristopher Walken’ın oynadığı Johnny Smith, kaza öncesi sahnede öğrencilerine “Hayalet Süvari Efsanesi”ni okur, filmden 16 yıl sonra çekilen Tim Burton’un Hayalet Süvari filminde de hayalet süvariyi yine Christopher Walken canlandırmıştır. Nereden nereye değil mi?

Güzel bir liste olduğunu düşünüyorum. 10 filmi popülerlikten, ilginçliklerinden, yönetmenlerinden, oyuncularından hareketle seçtim. Bunlar haricinde listede olmayan; Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Laurie Holden’ın oynadığı Frank Darabont’un yönettiği 2007 yapımı The Mist (Öldüren Sis), George Romero’nun yönettiği, Hal Holbrook, Leslie Nielsen, Adrienne Barbeau’nun oynadığı 1982 yapımı The Creepshow, Anthony Hopkins, Anton Yelchin, Hope Davis’in oynadığı, Scott Hicks’in yönettiği 2001 yapımı The Hearts In Atlantis (Gizemli Yabancı), 2007 yılında İsveçli yönetmen Mikael Hafström’ün yönettiği John Cusack ve Samuel L. Jackson’lı 1408, Johnny Depp ve John Turturro’nun başrolde olduğu 2004 yapımı The Secret Window (Arka Pencere), Bryan Singer’ın yönettiği, Gandalf’ımız Sir Ian McKellen’ın başrolde olduğu The Apt Pupil (Ölümcül Sır) gibi filmleri de cümle içinde kullanıp yazımı sonlandırayım.

Listelerimizin devamı gelecektir.
Hepinize sağlam sinemalı günler.