“Savaş cehennemdir Thornhill, soğuk bile olsa.”
(North by Northwest – 1959)

Soğuk savaş kelimesini ilk olarak kimin kullandığı belli olmamakla beraber, ikinci dünya savaşı devam ederken gazeteciler Walter Lippmann veya Herbert Bayard Swope tarafından terminolojiye dahil edildiği söylenilir. Bu yazımızda soğuk savaş kelimesini ilk olarak kim ne için kullandı, soğuk savaş ne demektir, soğuk savaşın anlamlılığı veya anlamsızlığı, gerekliliği veya gereksizliği, kimin kazandığı, kimin kaybettiği gibi konulardan bahsetmeyeceğim. Ancak kısa bir bilgi olarak söylemek gerekirse, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, soğuk savaş; sıcak savaş yapmayan iki ülkenin perde arkasında birbirlerine karşı türlü şeyler yapması demektir. Amerika Birleşik Devletleri ve kapitalist dünya ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve komunist dünya arasında, ikinci dünya savaşı ile SSCB’nin yıkılmasına kadar devam eden yaklaşık 55 yıllık süre “Soğuk Savaş Dönemi” olarak bilinir.  

Bu yazımızda soğuk savaş dönemini anlatan filmlere yer vereceğiz. Yıllardır Amerikan kültürü ve kapitalizm ile yoğrulduğumuz için yazımızda genellikle Amerikan-İngiliz yapımı filmler olacak, baştan uyarayım. Listeyi yaparken de en iyiler en kötüler gibi kıyaslamalardan ziyade popüler olanlara yoğunlaştım ve sıralamamız da iyiden-kötüye, kötüden-iyiye değil kronolojik olarak sıralandı.

 

  • THE THIRD MAN (ÜÇÜNCÜ ADAM) – 1949

Casusluk denilince akla gelen yazarlardan Graham Greene’nin kısa öyküsünü senaryolaştırdığı 1949 yapımı filmi oscar ödüllü (1969 – Oliver!) Carol Reed yönetmiştir. Soğuk savaş kelimesinin lugata yeni yeni girdiği yıllarda Orson Welles tarafından canlandırılan Harry Lime, ucuz romanların yazarı arkadaşı Holly Martins’i Viyana’ya iş görüşmesine çağırır. Joseph Cotton’ın oynadığı Holly Martins Viyana’ya geldiğinde umulmadık şeylerle karşılaşır. Herşeyden önce Viyana, İkinci Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri –İngiltere, ABD, Sovyetler Birliği,Fransa – tarafından bir ganimetçesine paylaşılır. Bu garip durumda daha da garip ve trajik olan durum ise Martins, kendisini iş görüşmesine çağıran arkadaşı Lime’ın kamyon altında kalarak can verdiğini öğrenir ve olaylar gelişir diyerek konuya ara vereyim ki izlemeyenleriniz için filmin tadı kaçmasın.

Film, en iyi yönetmen, en iyi kurgu ve en iyi görüntü yönetimi olmak üzere 3 dalda Oscar’a aday olur, birçok filme ilham olan ve filmin en fazla gücünü aldığı görüntü yönetiminden Robert Krasker’a Oscar kazandırır. Cannes Film Festivali ve İngilizlerin Oscar’ı Bafta Ödüllerinde en iyi film ödülünü kazanan film gelmiş geçmiş en iyi filmlerden birisi olarak kabul görmektedir. Filmin daha sonra Viyana’da bir müzesi de açılır, meraklısına…

“İtalya’da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet.Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre’de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat!”

 

  • NORTH BY NORTHWEST (GİZLİ TEŞKİLAT) – 1959

George Kaplan sanılarak kaçırılan reklamcı Roger O. Thornhill öldrülmekten son anda kurtulur ve kimmiş bu Kaplan diye araştırmaya soruşturmaya başlar. Yolu Birleşmiş Milletler’e düşen Thornhill burada işlemediği bir cinayet yüzünden de BM memurunun katili olarak polisi de peşine takar. Bir yandan gizli teşkilatın ajanları, bir yandan da polisten kaçan Thornhill gizemli bir kadına da abayı yakar.

Alfred Hitchcock tarafından yönetilen filmin başrolünde Cary Grant bulunmaktadır. Eva Marie Saint, James Mason ve Martin Landau filmin diğer oyuncuları. 3 Oscar adaylığı olan film heykelciği kazanamamıştır.

 

 

  • THE MANCHURIAN CANDIDATE (CASUSLARA KARŞI) – 1962

Bennet Marco Ordu İstihbaratı’nda görevli bir binbaşıdır, Kore Savaşı’na dair sürekli kabuslar görmektedir. Üstleri Marco’ya çok yorgunsun ondan oluyor diye teşhis koyup izin verirler. Marco rüyalarında eski silah arkadaşı çavuş Shaw’ın iki askeri öldürdüğünü görmektedir. İzni alınca da Shaw’ın evine gider fakat orada Koreli hizmetkarı tarafından saldırıya uğrar. Daha sonra Shaw’la karşılaşır. Shaw hakkında ilginç bilgiler öğrenirken başkalarının da bu çeşit rüyalar gördüğünü öğrenmesiyle üstlerinden onur madalyalı arkadaşı Shaw için soruşturma yetkisi ister.

John Frankenheimer tarafından yönetilmiş film Richard Connor’ın kitabından uyarlanmış olup başrolde Frank Sinatra’yı izleriz. Laurence Harvey, Janet Leigh filmde Sinatra’ya eşlik eder. Politik gerilim başyapıtlarından olan film 2004 yılında Jonathan Demme yönetiminde ve Meryl Streep, Denzel Washington gibi isimlerden oluşan kadrosuyla yeniden çevrilmiş ancak tabi ki ilk filmin seviyesinden uzakta kalmıştır.

  • Dr. STRANGELOVE OR: HOW I LEARNED TO STOP WORRYING AND LOVE THE BOMB (DOKTOR GARİPAŞK) – 1964

 

Rusların “soğuk savaş” döneminde Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği gerekçesiyle, Amerikan generali Jack D.Ripper (Karındeşen Jack) Sovyetler Birliğine nükleer saldırı emri verir, hem de üslerinden habersiz. Durum öğrenilince Pentagon’da Amerikan Başkanı liderliğinde acil olarak milli güvenlik kurulu toplanır. General Turgidson bunu komunizmle mücadele için iyi bir fırsat olarak görse de Sovyetlerin son teknoloji savunma silahı “Doomsday Device”ı öğrendiklerinde olaylar bambaşka bir boyuta girer. Doomsday Device, Sovyetlere yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasını sağlayacak bir karşı tehdit silahıdır. 

Yaptığı her film bir başyapıt olarak görülen Stanley Kubrick’in savaşla alay ettiği şaheserinde, İngilizler’in yetiştirdiği en büyük aktörlerden Peter Sellers 3 farklı rolde tabiri caiz ise döktürmekte. Filme adını veren eski Nazi bilim insanı Dr. Strangelove da Peter Sellers tarafından canlandırılırken, Turgidson; George C.Scott ve Ripper da Sterling Hayden tarafından canlandırılmaktadır.

Film 4 dalda Oscar adaylığında kalırken, en iyi İngiliz filmi de dahil 4 Bafta ödülünü kazanır.

 

  • FAIL – SAFE (MUTLAK SAVAŞ) – 1964

 

Fail safe kelime olarak güvenli düşüş gibi bir anlama sahiptir, açarsak bir roketin kimseye zarar vermeden güvenle yok edilmesi diyebiliriz. İşte bu filmde Amerika Birleşik Devletler’i onu beceremiyor. Bilgisayar sistemiyle yönetilen bir sistem sonucu Amerikan pilotlarına Moskova’ya nükleer bomba at emri gidiyor, bu sistem öyle bir sistem ki Amerikan Başkanı bile emretse geri dönmeyip görevini yerine getiriyorlar. Bu durumda Amerikan Başkanı kısasa kısas olsun hak geçmesin diye New York’un da bombalanmasını ister.

Filmin dağıtım haklarını satın alan Columbia Pictures filmi Dr Strangelove filminden 10 ay sonra vizyona sokarak benzer konulu iki film arasında Dr Strangelove’ın hem hasılat hem popülerlik olarak öne geçmesini sağlar. 2000 yılında yeniden yapıldığında birçok kişi aslında filmin 1964’te çekildiğini yeni yeni öğrenir. 1964 yapımı filmin yönetmeni Sidney Lumet’tir. Oyuncu kadrosunda da Henry Fonda, Dan O’Herlihy, Walter Matthau, Frank Overton, Edward Binns bulunmaktadır.

  • THE SPY WHO CAME IN FROM THE COLD (UTANÇ DUVARINDA CASUSLUK) – 1965

Alec Leamas bir İngiliz casusudur. Doğu Almanya’da İngiltere’den kaçan istihbarat görevlisi gibi görünmektedir ama asıl amaç komunizm karşıtı propoganda ve bilgi kirliliğidir. Burada yaşadığı dönüşümle Leamas İngiliz hükümeti için bir piyon olduğunu farkeder. Profesörlüğe de atom fiziğine de lanet okuyan Kadir İnanır edasıyla hem görevden hem de bu sistemden kurtulmaya çalışır.

Richard Burton, Claire Bloom, Oskar Werner’li kadroyu Martin Ritt yönetmiş. Film, senaryo ekibinde de bulunan John Le Carre’nin tüm zamanların en iyi casusluk romanı olarak kabul edilen aynı isimli kitabından uyarlanmış.

 

  • ETAT DE SIEGE (STATE OF SIEGE) (SIKI YÖNETİM) – 1972

 

Tupac Amaru 18.yüzyılda İspanyol emperyalizmine karşı ayaklanan Peru halkının lideridir. Son İnka hükümdarı Tupac’tan gelir soyu, halka zulmeden bir yargıcı idam ederek adını duyurmuş ve halkın emperyalizme karşı topyekün savaşına ilham olmuştur. 1781’de ailesiyle beraber yakalanır, tüm ailesinin ölümü seyrettirildikten sonra ayakları kolları kafası kesilerek öldürülür. Tupac Amaru ismi daha sonra Peru devrimci örgütlerinde ve benzer bir devrimi müzikte yapan Amerikalı bir rapçide yaşamıştır. Yazımızla ilgili olan kısmı da Tupamaros Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin de ismini Tupac Amaru’dan almasıdır. Tupamaros hareketi Uruguay’ın sol gerilla hareketidir. Tupamaros 1960’larda örgütlenmiş ve daha sonra ses getiren eylemlere imza atmışlardır. 1973 darbesiyle birlikte birçok üyesi tutuklanmış veya öldürülmüştür. Günümüzde iktidara kadar yükselen Tupamaros 1970 yılında hükümete karşı insanların tutuklandıkları, kendini savunamadıkları öldürüldükleri dönemde, Güney Amerika’ya kontrgerilla ve komunizmle mücadele tohumları eken Uluslararası Kalkınma Ajansı isimli bir oluşumdan bir görevliyi kaçırırlar. Siyasi mahkumların serbest bırakılması istekleri hükümet tarafından reddedilince Amerikalı görevliyi öldürürler. Öldürdükleri kişi aslında komunizmle mücadelede türlü işkence yöntemlerini ve propagandayı ve provakasyonu birçok ülkeye öğretmiş birisidir.

Costa Gavras bu gerçek olaydan yola çıkarak araştırmalar yapar ve bu olayı filmleştirir. Siyasi sinema denince akla gelen ilk ve en büyük isimlerden Costa Gavras’ın sinemasının önemli kilit taşlarından biri olan filmde Yves Montand başrolde. Müzikleri Mikis Theodorakis’e ait film tabi ki Oscar falan kazanmamıştır. Filmi izlerken tanıdık şeyler göreceğinizi düşünüyorum.

 

  • THIRTEEN DAYS (YAKIN TEHLİKE) – 2000

 

İngilizce’de 13; Yakın, Days; Tehlike demek olduğu için 13 Days filmi Yakın Tehlike olarak Türkiye’de yayınlanmıştır. Filmin listeye girmesinin asıl sebebi anlattığı konudur, açıkça konuşayım. 13 gün, yani daha bilinen adıyla Küba Füze Krizi; soğuk savaşın sıcak savaşa hatta nükleer savaşa dönüşmesinin kıyısına gelinen olaylar silsilesidir. Kronolojik olarak geçersek 1959 yılında Fidel Castro, Raul Castro ve Che Guevara halk hareketiyle Amerika yanlısı Batista’yı devirirler. Amerikalılar müttefikleri Türkiye’nin atasözlerinden “sevmediğin ot burnunun dibinde bitermiş” atasözünü, komunizmin burnunun dibine yerleşmesiyle birebir yaşarlar.  Castro’yu devirmek için türlü suikastlar, domuzlar körfezi çıkarması, ambargolar vs uygularlar. Sovyetler ise Küba’yla iyi ilişkiler kurar, Küba’nın ihracatlarına Pazar oluştururlar, maddi manevi destek sunarlar. Ve en sonunda Küba’ya nükleer başlıkla füzeler kurarlar. İşte bu bardağı taşıran son noktadır. Tabi aynı anlarda Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye’ye füze üssü kurmakla meşgulken halbuki. Amerika ve Sovyetler’in nükleer savaş hırlaşması sen Küba’daki füzelerini kaldır, tamam sen de Türkiye’deki füzelerini kaldır anlaşmasıyla son bulur ancak dünya nükleer silahlarla dolu bir dünya savaşının korkusunu iliklerine kadar yaşar.

Film bu olayı Amerika Birleşik Devletleri gözüyle anlatır. Diplomasiyle nükleer savaşın kıyısından dönülmesini ayrıntılarıyla öğreniriz. Roger Donaldson tarafından yönetilen film iyi bir politik filmdir, başrollerinde Kennedy’nin danışmanı Kenny O Donnel rolünde Kevin Costner, John F. Kennedy rolünde de Bruce Greenwood oynamaktadır.

 

  • GOOD NIGHT, AND GOOD LUCK (İYİ GECELER, İYİ ŞANSLAR) – 2005

 

Bu filmi anlatmak için McCarthy dönemini anlatmak gerekir öncelikle. Fakat bu dönem de öyle üç satırla geçilecek bir dönem değil, uzun uzadıya, sayfalarca anlatılması gereken bir dönem. Kısaca anlatmaya çalışacağım.

Joseph McCarthy Amerikalı bir senatör. Senatörlük dönemi boyunca neredeyse herkesi komunizmle suçlamayı kendine görev edinmiş birisi. Sinema bölümünde olduğumuz için sinema özelinde devam edeyim. McCarthy’nin canlı yayında komunist olduklarını açıkladıkları yüzlerce kişi soruşturmalardan geçmiş mahkemelere çıkarılmış tutuklanmış ancak McCarthy 1 tanesinin bile komunist olduğunu mahkemeye kanıtlayamamıştır. Fakat giderek yükselen McCarthizm nedeniyle bu oyuncular normal hayatlarına devam edememişlerdir. Soruşturmalarda hangi örgüttensin, kimler var örgütte, bu işleri bıraktığına ve Devlet-i Amerika’nın ali çıkarları için çalışacağına yemin eden bir dilekçe verirsen affederiz şeklinde geçerken, bunları kabul etmeyenler hapislere atıldı, işlerinden hatta yaşadıkları yerlerden ayrılıp sürgün hayatını yaşadılar. Bertolt Brecht, Orson Welles, Charlie Chaplin ve nicesi bu dönemin kurbanlarından..

McCarthy suçlamalarını orduya yöneltmeye başlayınca orada bir dur denilmiş kendisine. Ordu McCarthy’nin usulsüzlüklerini ufaktan gazetelere sızdırmaya, hakkında eşcinselden alkoliğe kadar haberler çıkmasına vesile olmaya başlamış. Toplum desteğini yavaş yavaş kaybeden McCarthy dönemi son bulmuş (mu acaba, yoksa her ülkede her dönemde McCarthy’ler başka başka isimlerle görevlerine devam mı etmişler?)

Film tam da bu dönemde birkaç gazetecinin McCarthy dönemine karşı mücadelesini anlatır. Babası da o dönemlerde gazetecilik yapmaya çalışan George Clooney’in yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı film, ünlü oyuncu kadrosundan üst düzey verim almış. Siyah beyaz sinematograifiye sahip filmde o dönemlerden görüntüler de yedirilerek belgesel havası katılmış. Özellikle Edward Murrow’u oynayan David Strathairn’in başrolde muhteşem oynadığı filmde, George Clooney, Robert Downey Jr., Jeff Daniels ve  Patricia Clarkson diğer rollerde görebileceğimiz isimler.

Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
(Melih Cevdet ANDAY – Anı)

 

  • DAS LEBEN DER ANDEREN (THE LIVES OF OTHERS) (BAŞKALARININ HAYATI) – 2006

 

Bu sefer Doğu Almanya’dayız. Berlin Duvarı’nın ve Doğu Almanya’nın yıkılmasına yakın yıllarda Doğu Almanya Hükümeti halkın Sosyalist Birlik Partisi’ne bağlılıklarını takip ve kontrol etmek amacıyla Stasi isimli polis örgütü ve bunlara bağlı muhbirleriyle yüzbinlerce kişiyi fişlerler. Amaç başkalarının hayatı hakkında herşeyi bilmektir. Bakan Hempf’in hedefinde ise tiyatro oyuncusu Christa Maria Sialand vardır. Sialand oyun yazarı Dreyman’ın sevgilisidir. Hempf bu amaçla sorgu yüzbaşısı Wiesler’i görevlendirir, Dreyman’ın apartmanına yerleşen yüzbaşının görevi bu çift hakkında herşeyi Hempf’e rapor etmektir.

Florian Henckel von Donnersmarck ilk uzun metrajlı filmini yönetirken senaryoyu da kendisi yazmıştır. Sebastian Koch, Martina Gedeck ve Ulrich Mühe’nin başrollerde olduğu film, başta Oscar ve Bafta olmak üzere çeşitli ülkelerden ödüller kazandı.

BONUS : JAMES BOND FİLMLERİ (1962-….)

Soğuk savaş ve casusluk filmlerinden bahsederken 007 James Bond’u unutmamak gerekir. 1952’de Ian Fleming tarafından küçük hikayeler ve romanlarda yaşatılan James Bond karakteri 1962’de Terrence Young’ın yönetmenliğinde beyazperdede yaşamaya başlar. Yazar 1964’te hayata veda etse de yarattığı karakter aradan geçen yarım asırdır popülerliğinden birşey kaybetmeden yaşamına devam etmekte. Günümüze kadar 25 adet James Bond filmi çekilerek dünyanın en uzun seri filmi olmuştur. Önceleri soğuk savaş döneminin havasıyla Rus casuslara karşı savaşan Bond zamanla tüm insanlığın kurtarıcısı olmuştur. 7 aktör tarafından canlandırılan Bond karakterini sırasıyla Sean Connery (1962–67/ 1971)(7 kez), David Niven (1967) (1 kez), George Lazenby (1969) (1 kez), Roger Moore (1973–85) (7 kez), Timothy Dalton (1987–89) (2 kez), Pierce Brosnan (1995–2002) (4 kez) ve Daniel Craig (2006–Devam ediyor)(3 kez) canlandırmıştır. Desmond Llewelyn 1999 yılındaki ölümüne kadar tam 17 filmde Q karakterini oynayarak seride unutulmayacak bir yer edinmiştir.

GÜNCEL : THE MAN FROM U.N.C.L.E (KOD ADI U.N.C.L.E.)

Lock, Stock and Two Smoking Barrels (Ateşten Kalbe,Akıldan Dumana), Snatch (Kapışma) filmleriyle hatırı sayılır bir şöhrete kavuşan İngiliz yönetmen Guy Ritchie’nin Sherlock Holmes filmlerinden sonraki ilk filmi 28 Ağustos 2015 tarihinde ülkemizde vizyona giriyor.

1960’lı yıllarda Soğuk Savaş dönemindeyiz. Uzun süredir aralarındaki düşmanlık nedeniyle çeşitli olaylarda karşı karşıya çarpışmış olan CIA ajanı Solo ile KGB Kuryakin, uluslararası bir suç örgütünü çökertmek için işbirliği yapmak zorundalar. Ellerindeki tek ipucu ise Alman bir bilimadamının kızına ulaştıkları takdirde ilerleyecek olmaları.

Film 1960’ların televizyon dizisinin yeniden çevrimi. Başrollerde Henry Cavill, Armie Hammer, Alicia Vikander bulunuyor.

(2006’da gezegenlikten çıkarılan Pluton’a ithaf olunur.)