Asıl adıyla Todo Sabre Mi Madre her rengi içinde barındıran bir Pedro Almadovar klasiği. Güçlü kadın karakter üzerine kurduğu özgün anlatımıyla 1999 yılı Oscar’ını almaya hak kazanmış yapım.

‘Dün gece annem bana bir fotoğraf verdi, yarısı yoktu. Söylemek istemedim ama benim hayatımın da bir yarısı yok’. Henüz filmin başlarında Estaba’nın bu sözleriyle hikayesinin ağır yaralarıyla tanıştırıyor bizi Annem Hakkında Her Şey.

Manuela Madrid’de oğluyla yaşayan bir hemşiredir. 17. yaş gününde oğlunu trajik bir kazada kaybeder. Oğlunun acısına ve aralarındaki bilinmezliğe son vermek için Esteba’nın arkasında bıraktığı defteri de alıp yola çıkar, kaçtığı geçmişine sığınır bu defa. Barselona’ya yapılan bu yolculukta amacı Lola’yı bulmaktır ama ilk karşısına çıkan eski dostu Agroda olur, taşıdığı isim kadar özel bir kadın. Sonra karmaşık kişiliğiyle Rosa dahil olur bu arkadaşlığa ancak Manuela’nın geçmişi Rosa’yla onlar tanışmadan çok önce kesişmiştir aslında. Huma ile tanışmasıyla da tüm acıları açığa çıkar Manuela’nın. Saklanmış tüm gizemse Lola’nın bir cenaze sırasında oraya çıkışıyla çözülür.

Böylesine farklı karakter ve rengi taşıyan kadının bir araya gelişi filmi tarifi zor bir boyuta taşıyor bakıldığında. Manuela gücü ve affediciliği anlatırken, kıskançlığı karmaşasına rağmen müthiş kabullenişi Rosa’da görüyoruz, yaşamak istenilen bedene sahip olmanın acısına rağmen mutlu kalabilmekse ancak Agroda ile mümkün olabilirdi. Filmin sonlarında izleyiciyle tanıştırılan bir diğer kadın Lola ise güzelliğin aslında cinsiyetlerin çok ötesinde bir kavram olduğunu öyle güzel anlatıyor ki…

Almadovar’a bir kez daha hayran kalıyorsunuz.

Yönetmenin kendi tarzına özgü görselliği ve etkileyici sekanslarının yanı sıra Cecilia Roth, Penelope Cruz ve Antonia San Juan’ın oyunculukları da alkışı gerçekten hak ediyor. Öyle ki bu kadar uçlarda yaşanan hayatların gerçekliğinden şüphe duymayı bırakın empati kurmaya başlıyorsunuz bir süre sonra.

Almodovar’ın kendisini en iyi ifade ettiği yapımların başında geliyor bence Todo Sobre Mi Madre. 80’li yılların İspanya’sını etkisi altına alan geleneksel kadın imajını tersine çeviren, özgürlüğü, eşit toplumu, eşcinselliğin suç olmadığı bir dünyayı amaçlayan ‘Modiva Hareketi’ Almodovar sinemasını derinden etkilemiş bakıldığında. Böylece sineması kendi karakterini bulmuş. Keskin çizgileri reddeden ,insana ait vazgeçilmez tabuların neden var olduğunu sorgulatan bir sinema bu. Böylesi eşsiz yaşamları ekrana yansıtabilen nadir örneklerden.

Kalıplara koyamayacağınız bir film Todo Sabre Mi Madre tıpkı içerisindeki tüm kadınlar gibi. Yalnızca insana dönük onu her haliyle, tüm renkleriyle kucaklayan…