Doğu Karadeniz sahil şeridinin bize ayrılan son noktasını geçiyoruz, Batum’a giriş yaparken diyorlar ki “Gürcistan dünyada suç oranı en düşük ülkeler arasında”.

Bir ülkeden diğerine geçmek birkaç metre yol almak demek. Birkaç metre içerisinde yazılar, diller, insanlar, kıyafetler, yemekler, şehirler değişiyor. Gürcistan gibi alfabesi Latin harfleri içermeyen bir ülkeye geçerseniz hele 10 adım geride en azından harfleri ve az çok sesleri seçebiliyorken on adım ileride yarım yarım daireler ve çizgilerin birleşiminden oluşan tabelaları dahi okuyamaz hale geliyorsunuz. Batum’a geçtikten sonra bir diğer keskin fark şehrin sosyo-ekonomik dağılımında göze çarpıyor. Şehir içinde bir sokaktan diğerine geçtiğinizde adeta sosyal statü farkına şahit oluyorsunuz. Olağanüstü zenginlik ve şatafat ile iç burkan yoksulluğu yalnızca bir sokağın ayırdığı şehirde gezmek sık sık bir ülkeden başka bir ülkeye geçmişsiniz hissi yaratıyor. 10 adım ileride aşırı zenginlik, ultra lüks binalar, son model arabalar, şık kıyafetler görürken 10 adım geride fakirlikle boğuşan, doğru düzgün bir kıyafeti olmayan insanlarla, dışarıdan bakınca dahi vah vah dedirten evlerle karşılaşıyorsunuz.

Çok fakir ile çok zengin arasında yalnızca bir sokak olduğunu gördüğümüz Batum’da diyorlar ki “Bu zenginlik bize, bu ülkeye ait değil. Dışarıdan gelenler, yatırımcılar, yabancı zenginler bunlar”. Ağzını doldura doldura biz fakiriz diyen halkla da ilk defa karşılaşmış oluyoruz. Bizde şatafat yabancının yatırımı olsa bile hemen sahiplenilir, kabarılır, el malıyla hava atmaya bayılınır oysa. Alınız bir keskin fark daha. Ancak fakir ülke olarak bildiğimiz Gürcistan ile bundan iki sene önce neredeyse birebir aynı kura sahip para birimimizin bu yılki kurunu gördüğümüzde asıl şoku yaşıyoruz. İki sene öncesinde neredeyse 100 Liraya 100 Lari almışken bu yıl 100 Liraya 50 Lari almanın haklı gururunu yaşayarak geziye başlıyoruz. Üstüne taksi şoförü yarım yamalak Türkçesine eklediği iç karartıcı bir gülümsemeyle diyor ki “Ne oldu sizin para? Çok kaybetti.” Neyse, bu yazıda konumuz ekonomi değil..

Bir de diyorlar ki yine bize “Burada suç işlenmez, herkes rahat rahat gezer dolaşır, kimse kimseyi rahatsız etmez. Hırsızlık? Doğru düzgün olmaz.” Hatta diyorlar, “Sokakta yürüyen bir kadını rahatsız eden varsa o Gürcü değil Türk’tür.” (Alınız bir de iftiracılar.)

Velhasıl bu yazının düşüncesi tam olarak bu iki söylemden türemiş oldu. Fakir, zorluklar içerisinde, genç ve nispeten gelişmemiş bir ülke olmak. Dünya’da çoğu başarı sıralamasında göze çarpmayan yerlerde bulunmak ama aynı zamanda en güvenli ülkeler arasında başlarda olmak.

Suç oranlarını konuşurken tarih dersleri, ülkelerin yaşanmışlıkları, yaşanılan zorluklar, kültürel farklılıklar, gelişmişlikte payı olan dış etkenler/iç etkenler, söz konusu veriler üzerinde etkili olan kayıtlılık/kayıtsızlık durumları gibi daha pek çok konuyu aynı anda değerlendirmek gerekiyor tabii ki. Ancak benim amacım tümü üzerine bir tartışma açmak değil. Bunların ve dahasının suç oranları tartışılırken değerlendirmeye katılması gereken önemli konular olduğunu bilmeden rakamlara cehaletle tutunan bir fanatik istatistikçiliğim yok. Ki vereceğim çoğu veri güvenilir veritabanlarından elde edilmiş de olsa her birinin hesaplanırken nasıl manipüle edilebildiğini de yakınen bilenlerdenim. Derdim sadece o duyduklarım ve gördüklerimden yola çıkarak suç oranı denen meretin altında yatanı birkaç dakika yoğurmaya çalışmak.

Gezi esnasında elde ettiğim bu bilgi üzerine araştırmalarımda da gördüm ki Gürcistan 2016 ortası verilerine göre dünyanın en güvenli 3. ülkesi imiş ve halen suç oranı en düşük ülkeler arasında yer alıyormuş. Aynı sıralamada yer alan 118 ülke içerisinde Türkiye’nin sırası ise 44 (Güvenlik içinde yüzünüz).

Bağımsızlığı 91 doğumlu arkadaşlarımla aynı yaşta olan Gürcistan ile Türkiye’yi yan yana düşündüğümüzde, aynı tarihli verilere göre Türkiye’de kişi başı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) Gürcistan’a kıyasla yaklaşık 3 kat fazla. Nüfus ise yaklaşık 13 kat yüksek. Ancak coğrafi olarak da yaklaşık 12 kat büyük bir ülke olduğumuzdan kilometre kareye düşen kişi sayısı Gürcistan’da 64 iken bizde 100, yani nüfus yoğunluğunda büyük bir uçurum yok. Koca koca rakamlar gözümüzü korkutmasın.

Özetle Türkiye Gürcistan’a kıyasla
Bağımsızlık yaşı 68 yaş daha olgun,
Ülkede yaşayan bireylerin varlığını ifade eden kişi başı GSYİH’a göre 3 kat zengin,
Nüfus yoğunluğunda sadece 1,5 kat daha yoğun,
Suç oranında ise… (Farklı kaynaklarda farklı rakamlar olsa da) Kat be kat daha suçlu bir ülke.

Suç psikolojisi nedir, neden suç işlenir gibi sorulara senelerdir eğitim, bilgisizlik, cehalet, aile yapısındaki problemler, yetiştirilme tarzı, yaşanan güçlükler, toplum yapısı, travmatik deneyimler gibi suçlunun hikayesine dayalı pek çok cevap verilmiştir. Akademik çalışmalarla Dünya genelinde suç psikolojisinin haritası halen çıkarılmaya çalışılmaktadır. Zira bugün çoğu ülkede adli psikoloji ile hukuk, yargılama süreçlerinde belirli etik ilkeler çerçevesinde bir arada çalışmaktadır. Vaka analizlerinde kullanılmak üzere sürülerce teori geliştirilmiştir. Ancak konu insan olduğundan, “a= kesin suç işleyecek” şeklinde yasa niteliği taşıyan bir suç denklemi kurmak tabii ki mümkün değil.

Konu hakkında profesyonel olmadığımdan neden ve nasıl Gürcistan bu oranda güvenli bir ülke olabilirken biz sınırın 10 metre ötesinde daha tedirginiz bilemiyorum. Ancak bu soruyu düşünülmeye, dönüp kendimize sormaya değer bir soru olarak görüyorum. Biz bunu düşünedururken, suç üretilmeye, veritabanlarınca suçlular rakamlara dönüşüp toplanmaya ve suçun kültürle mi, parayla mı, bilgiyle mi, toplumla mı, hepsiyle mi, hiçbiriyle mi ilgili olduğu da psikolojide tartışılmaya devam edecek tabii.

Son bir not olarak oranları konuşurken hep başkalarını, ötekileri kabahatli görmenin yanlışı düzeltme adına hiçbir verim sağlamadığını hatırlatmak istiyorum. Evet, farklı ülkelere göçün çok yüksek oranlara dayandığı günümüz dünyasında coğrafi ve kültürel homojenliği yakalayamamak suç psikolojisi araştırmalarını zora sokuyor, polis tarafından bildirilen verilerin alt yapısını okumayı zorlaştırıyor. Ama özellikle gelişmişlik seviyesi yüksek ülkelerce “Ben yapmadım, O yaptı”cılığın politika haline getirilmesini ve “hep bu göçmenler/cahiller/yabancılar/ötekiler/vs. yüzünden” algısının yaratılmaya çalışılmasını salt gereksizlik olarak görüyorum.

Dünya’da kayıtlı kayıtsız milyonlarca suç cereyan ederken biz yanı başımızda fakir ama güvenli komşumuzla yaşamaya devam ediyoruz. (Ki kurdaki yükselişe bakılırsa bu fakir tabiri kısa bir süre sonra ağzımıza yakışmayabilir). En azından diyoruz, sınırlardan birinde kıyametler kopmuyor, bahar esintisiyle, sakin bir rüzgâr eşliğinde, barış içinde, iki yakayı bir araya getirebiliyoruz.