Aslında hep böyleydi de ben mi büyüyüp dünya haliyle daha çok ilgilenmeye başladım yoksa yaşadığımız yer hakikaten gittikçe iğrençleşti mi bilmiyorum ama her geçen gün bu coğrafyada yaşamak daha da güçleşiyor. Öyle bir hal aldı ki insanlık, yaşamak bazı toplumlara beş beden büyük geliyor gibi. Resmen içimizdeki insan sevgisi ile boğuşuyoruz. Böyle toplumlardan birinde yaşayan bizler, her gün o kadar haksızlığa uğruyor öyle şiddetle dayak yiyoruz ki, karşılığında aynı şiddetle çok daha sert saldırmamak için yüreğimizin yüzde yüzünü yerinde tutmaya çalışarak yaşlanıyoruz.

Yine de nafile bir çabayla anlamaya çalışıyoruz hiç tanımıyor olmamıza rağmen suratımıza yumruğu indirenleri, kendilerine hiçbir zarar vermemiş olmamıza rağmen bizden nefret edenleri, hiçbirini zorla içine sokmadığımız mekânlarımızı basanları, hiçbirine zorla giydirmediğimiz kıyafetlerimize laf atanları, hiçbirine yapamazsın dememiş olmamıza rağmen ısrarla bize yapabildiğini ispat edercesine bizi taciz edenleri ve daha nicelerini. Anlamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz ki “öyle” olmayalım. Çocuklarımızı “öyle” büyütmeyelim. Ve anlamaya çalışıyoruz ki “onları” fark edebilelim. “Onlardan” uzak durabilelim. Canımızı kurtarabilelim.

Uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili araştırmalar sonucunda insan türünün doğasından kaynaklanan bir bağlanma ihtiyacı olduğu bulundu. Görüldü ki vücudun kimyasal yapısını değiştirerek mutluluk hissi yaratan uyuşturucu madde kullanımı sanıldığı gibi önüne geçilemeyen bir bağımlılık değil, bağlılık ihtiyacını gideren bir refleks. Bu sonuca ulaşan araştırmalara göre sosyal hayatında kendisini mutluluğa bağlayabilecek bir neden bulamayan insanların maddeye bağlanma eğilimi daha yüksek. Peki bu bağlılık eksikliğini yaşamasına rağmen dini inanışlarından, geleneklerinden ya da farklı nedenlerden dolayı bu bağlılığı maddeye yönlendirmeyen insanların hali ne ola ki diye sorabiliriz. Elbette maddeye bağlanmamak çok yerinde bir davranış ancak bu noktada görülüyor ki bazıları bu eksikliği öfke bağımlılığı ile yaşayıp yaşatıyor. Böylece çevredeki bizler de bir diğer zarar veren bağımlılıkla karşılaşmış oluyoruz.

İnsan duyguları ve duygulara bağlı oluşan tepkiler birbirleri ile ilişki içerisinde. Örneğin dört temel duyguyu ele alalım sevgi, mutluluk, korku, öfke. Sevgi eksikliği nefreti, mutluluk eksikliği üzüntüyü, güven eksikliği korkuyu söz konusu ediyor. İnsanoğlu duygularını öğrenmeye başladığı çocukluk döneminde tüm duygularını açıkça gerçekleştirebilmeli ve farklarını öğrenebilmeli. Hiç sevmemiş ve sevilmemiş yapayalnız bir çocuk ne kadar eksikse, hiç korkmamış, hiç üzülmemiş bir çocuk da o kadar eksik oluyor haliyle. Eksik bir bireyden daha kötüsü ise duygularını karıştırmış bir birey olarak karşımıza çıkıyor.

Henüz duygularını doğru yerlere oturtamamış bir çocuk düşünün. Karşısında bir baba görüyor ki sürekli öfkeli. Adam futbol maçı izliyor, gol olsa seviniyor sanırsın ama sağa sola gülümseyerek bağıra çağıra küfürlü şakalar yapıp şiddetleniyor=öfke. Eşi ona sesleniyor belki güzel bir haber verecek, adam bağırarak cevap verip konuyu kapatıyor=öfke. Bir anda birisi karşısına çıkıp adamı korkutacak olsa karşındakine bağırıp çağırıp tekme tokat giriyor=öfke. Çocuk babasına sarılmak oynamak istese “eeeeh” diyerek elinin tersiyle itiyor=öfke. Adam ne yaşasa kurulu saat gibi öfke ile tepki veriyor. Rol model bey tam otomatik öfke makinesi gibi çalışıyor.

Gel zaman bir gün çocuk üzülüyor, hüzünleniyor, oradan bir ses çocuğa diyor ki “Sus bakalım yahu erkekler ağlamaz.” Bir gün çocuk korkuyor, biri yine “Erkeksin sen erkek adam korkar mı hadi bakalım” diyor. Sevdiğini söylemez, sevse bile sevmiyormuş gibi yapar, çok da sevmez erkek adam, üzülmez, asla ağlamaz, korkmaz erkek adam. Ne kaldı geriye? Bütün bunları hissettiği zamanlar için tek bir şey kaldı; Öfkelenir.

Korktuğu zaman da öfkelenir. Sevdiği zaman da. Merak ettiği zaman da. Aslında her daim öfkelenebilir.

Haliyle bir bakıyorsunuz sosyal bağlılığı olmayan, ailesine arkadaşlarına çevresine bağlanamamış, kendini tatmin edememiş öfke bağımlıları üstüne bir de çocukluktan beri tüm duygularını yanlış öğrenip öfke diye kodlamış oluyor. Bu gibi bireylerin gelişimsel bozukluğunu ise bizler canımızla ödüyoruz.

Peki en çok hangi duygularının yerine geçiyor bu insanların öfkesi? Şahsi fikrime göre
1) Merak,
2) Korku.
Merak ederler siz nasılsınız, öfkelenirler. Korkarlar sizi bilmedikleri için öfkelenirler. Hatta bir bakış açısına göre, sizi o kadar çok severler ki öfkelenirler… Canına yandıklarım.

Geleceğimizin ve sevdiklerimizin geleceğinin gelişimsel bozukluğa sahip şiddet bağımlılarına kurban gitmemesi dileğiyle.. Sevgiye ve mutluluğa bağlanın.