“Yenilenlerin tarihini, yenenler yazmıştır.”
Bertolt Brecht

Tarih ataerkil olanın elinde yazılmış bir hikayeden başka bir şey değildir. Brecht’in de dediği gibi tarih kazananlar tarafından kendi zaferlerini taçlandırmak için yazdıkları ve elbette kaybedenin de kazanan tarafından anlatıldığı bir kurgudur. Gerçek olayların gerçek yanlarından ziyade kazananın kendi gerçekliği içerisinde aksettirmesinden başka bir şey değildir. Bu yüzdendir ki ismi içerisinde her tarih kelimesi geçen “şeyler” ataerkil bir yapının süzgecinden geçirilip kazananın anlatıldığı bir hikayedir. Tarihin bir ok, bir çizgi düşüncesine indirgenmesi de eril bir imgeden başka bir şey değildir. Elbette bu çizgiye indirgenen düşüncenin içerisinde kadınların yeri yoktu, varsa da “güçlü kadınlar” tarafından çok zor edinilmişti…

Hal böyle olunca; Sanat Tarihi de kendisini ataerkil bir tabanda oturtmuş -özellikle plastik sanatlar alanında- ve hikayesini eril olanla taçlandırmış, kadını dışlamış, zamanla “kadın sanatçı” ların savaşıyla bu değişmeye başladıysa da henüz bu savaş kazanılmamıştır. Feminist sanatın 70/80’lerde kadınların sanat içerisinde yer alması adına başarısı yüksek olsa da daha sonra doğan Post-Feminist sanat bu anlamda biraz başarısız olmuştur. Asıl sorun sanat galerilerine “kadın sanatçı” ların girememesi değil, tam da “kadın sanatçı” olarak bir ötekileştirme barındıran eylem içerisinde girmeleridir. Güç sahibi olanın yine eril olması ve bu güç altında “kadın sanatçı” lar için bir alan açılması, tam da direnişi, sistemin çarklarından biri olmaya itmiştir.

Bunu, basitçe şu şekilde anlamaya çalışabiliriz; erkek sanatçılardan bahsederken “erkek sanatçı” tamlamasını kullanmıyoruz. Oysa sanatçı olan bir kadın söz konusu olduğunda “kadın sanatçı” etiketini yapıştırıyoruz. Bu Feminizm’in reddettiği ötekileştirmenin tam da içerisinde konumlanan bir hal almıştır.

Bir başka tartışma konusu ise sanat tarihi yeniden mi yazılacak? Es geçilen, görülmeyen, ötekileştirilen kadın sanatçılar, kaynaklara mı eklenecek yoksa “kadın sanatçılar” adı altında başka kaynaklar basılıp ötekileştirme daha da bir görünür hale mi gelecektir? Bu karmaşanın içerisinden henüz çıkılamamıştır. Bu ve bunun gibi birçok tartışma söz konusu iken bir başka tartışma konusu ise -bence-; “Büyük Sanatçı” nedir? “Büyük Kadın Sanatçı” kime denir?

Öncelikle “büyük sanatçı” tamlaması kimler için ve neden yapılabilir diye düşündüğüm zaman aklıma gelen şey; güç sahibi olan, reklamı iyi yapılmış, şişirilmiş ya da eril sistem tarafından kendisine bir alan açılmış olan kişiler olarak düşünüyorum. Oysa, bir insana “sanatçı” deniliyorsa ve öyleyse gerçekten bu onun sanatsal anlamda yenilikçi ve yeterli olduğunu gösterir. Daha yeterli, daha yenilikçi anlayışları ile “büyük sanatçı” kavramı birbirini karşılayan anlayışlar olarak görmüyorum. Asıl vurucu ve sıkıntılı nokta ise bir de buna “kadın” kelimesi eklenerek “büyük sanatçı” lar erkektir, eğer içlerinde “kadın sanatçı” lar var ise onları “büyük kadın sanatçı” lar olarak ayrı kategorilendirmeliyiz zihniyetidir.

Zihnimde bir türlü oturmayan başka bir nokta ise; sanatın “büyüğü/küçüğü” nasıl olur? Sanat olanla/olmayanın ayrımının bile muğlaklaştığı çağımızda sanatın büyüğünü/küçüğünü neye göre ve hangi şartlara göre yapıyoruz da sanatçıların büyüklüğünü-küçüklüğünü ayırt ediyoruz? Burada sunmak istediğim çözüm ise bu saçma etiketlerden arınmış bir kategori inşasıdır. Klasik anlamda bir kategorinin ötesinde “sanatçı” olarak kabul görmüş insanların – ki bu kabul neye ve kime göre o da ayrı bir tartışma konusudur- kadın ve erkek olarak ayrıştırılması yerine “sanat alanında yenilikler yapmış başarılı insanlar; sanatçılar” olarak adlandırılması daha şık olacaktır.

Gülsün Karamustafa

Tüm bu düşüncelerin ışığında bu yazıyı taçlandırmak istediğim son nokta ise; bu tartışmaların doğmasına yol açacak gücü ortaya koymuş, sanat tarihinin karanlık sayfalarında yazılanları ve onları yazanların vicdanlarını artık sıkıntıya sokmuş “güçlü kadın sanatçılar” olduğunu belirtmek, bazılarının adını ise burada saygıyla anmak ve başarılarını bir kez daha böylece taçlandırmak isterim:

Mona Hatoum, Gülsün Karamustafa, Füreya Koral, Frida Kahlo, Cindy Sherman, Tracey Emin, Artemisia Gentileschi, Yayoi Kusama, Barbara Kruger, Marina Abromović, Celile Hikmet, Mihri Müşfik, Müfide Kadri, Nazlı Ecevit, Fahrelnisa Zeid, Bedia Güleryüz ve niceleri…

Ayrıyeten; “büyük sanatçı” ve “büyük/küçük sanat” gibi şeylerin bir ölçü birimi varsa biri bir zahmet ölçüp haber versin.

Buradan selam olsun!