“Anlat! 7 kurşunu ve hep neden belden yukarı olduğunu!?”

Bu söz belki de benim için; hayatımın sonuna kadar benimle beraber yaşayacak olan bir söz. Bunu kendi ellerimle yazdım ancak keşke böyle bir sözü hiç yazmamış olsaydım diyorum. Bu sözleri; 2009 yılında 2 Aralık akşamında Cizreliler Derneğinde silahlı saldırı sonucunda belden yukarı 7 kurşunla öldürülen Selim Dindar yani babam için yazdım. 80 darbesinde, 20 yaşındayken Diyarbekir Cezaevinde 3 yıl işkence görüp, çıktıktan sonra da hiçbir siyasi ideolojiye karışmamış, kendi ailesini kurmuş ve 35 yıl sonra o yaşadığı işkenceleri ilk kez anlatan bir adamın, cezaevinden çıktıktan sonra yolda işkencecisini görüp birlikte çay içmiş bir adamın, sırtından hiç kurşun yememiş bir adamın oğlu olarak size yazıyorum. Gururluyum. Açıkçası yazıma nasıl devam etmem gerektiğini bilmiyorum. Kelimeler yüreğimde. Ve yaşanan bunca ağır şeyleri bir yere yazmak beni rahatlatıyor mu, buna da emin değilim. Ama emin olduğum ve farkında olduğum bir şey var ki; ben yazdıkça dişlerimi daha çok sıkıyorum. Ben yazdıkça Selim Dindar’ın bana devrettiği sorumluluğu, bayrağı göklere taşıyorum. İşte bunun farkındayım. Ve farkında olmak insana acı veriyor. Ama bu acı beni daha çok büyütüyor.

 “Benim siyasi olmam gerekmez ki. Çünkü ben dünyaya gelirken doğuştan siyasi olarak geldim.”

Bu sözlerin anlamı çok büyük. Birçok kişi de bunun ne demek olduğunu iyi bilir…

“Bir daha dünyaya gelseydim Kürt olarak gelmek istemezdim. Kürdün kaderi cezaevi, dayak, işkence ve ölüm müdür? Türk olarak da gelmek istemezdim. Bunca yaşanan şeyleri görmezden gelen, sesini çıkarmamış biri olarak..”

Bu sözler babamın cezaevinden çıktıktan sonra ağlayarak içini akıttığı sözler. 

Şu anki Kürt meselesini besleyen en temel neden; babamın 3 yıl boyunca işkence görerek yattığı Diyarbekir Cezaevi. Okullarda, derslerde, kitaplarda anlatılması gereken bir meseledir bu. Ancak bu hiçbir zaman olmayacak bunun da farkındayım. Bu yüzden de hayatımdaki en önemli görevlerden birisi babamın yarım kalmışlarını, anlatamadıklarını ve hâlâ var olan mağdurların isyanlarını kelimelere dökmemdir. Ne mutlu ki isyanın müziğini yapıyorum. Ne mutlu ki hayatın, ne mutlu ki umudun ve ne mutlu ki sokağın müziğini yapıyorum. Sokak ahlaklıdır çünkü. Babamın katillerinden birisiyle hâlâ aynı şehirde nefes alırken, nefsimi kağıda dökmeyi tercih ediyorum. Çünkü babam için yazdığım “Anlat” şarkısını aslında babamın bana yazdırdığını ve bana “Anlat!” dediğini de biliyorum. Ne mutlu ki rap yapıyorum! Çünkü bunu başka bir şekilde nasıl anlatırdım, bilmiyorum. 

Size nasıl işkenceler gördüğünü değil de, yaşadığı bu vahşetten sonra bir insanın nasıl ayakta kalıp, yaşamını onurlu halde sürdürdüğünü gözlerinizin içine bakarak anlatmayı çok isterdim. Bu kolay bir şey değil. Ve barış da çok zor bir şey değil. Hem de hiç değil. Sadece 1 dakikalığına tüm dünya empati yapabilseydi, bu dünya daha farklı ve daha güzel bir yer olurdu. Ve hepimize yeterdi. Savaşın hâlâ devam ettiği bu topraklarda bütün yürekli kahramanların erkenden bize veda etmesi de yüreğimi acıtan en önemli etkendir. Ancak Selim Dindar yani babam kendisine yakışır bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Çünkü onun bir trafik kazasında ya da hayatın doğal akışında, bir insanın karşılaşacağı kalp krizi ya da ölümcül bir hastalıktan vefat etmesini asla düşünemezdim. O adamın yani babamın manşetlik şekilde hayata veda etmesi gerekiyordu ve öyle de oldu. Eminim o da bu şekilde isterdi… Hani derler ya; “anlatacak daha çok şey var,” diye. “Anlat”acak daha çok şey var biliyorum baba. Biliyorum Selim Dindar. Eyvallah baba. Eyvallah.

Heja Dindar

Heja Dindar’dan Anlat şarkısı