Şimdi Emiliano Zapata nam kişi var tarihte malum. Öz yaşam hikâyesini bilen vardır bilmeyen vardır ama Zapata ismi cümle ahalinin kulağında bir çınlama yaratır zannımca. Kimi bunu ‘’ Kulağım çınlıyor biri gelecek. ‘’ diye hayra yorar, kimi ‘’ Kulağım çınlıyor biri ölecek .’’ diye şerre. Biz kavlimizce hayra yoran tayfasındanız!

Emiliano Zapata

Kendi adımıza insanın yiğit boyundan saydığımız bu Meksika Köylüsü, bir yüzyıl kadar önce kendi diyarının zalim zulüm takımını naçiz yaşamında birkaç defa oturduğu koltuktan iki arşın hoplatmıştır ki, bir karış boyunda çuvaldız o günden gayrı bu hoplayanlara sinek ısırmasından sayılmıştır. Ben bu kadarını diyorum nedenini nasılını ayrıntılı merak eden akıllı uslu bir bilgi kaynağından baksın araştırsın.

Şimdilerde de bunun bir çömezi var. Subcomandante Marcos namlı kişi. Kendisi Zapata’nın ruhunu bir takım lavukların nane ruhuna çevirmesini engellemeye and içmiş Meksikalı Zapatistaların önderi… Dersek, şimdi bunun bu önderlik liderlik meselelerine alerjisi vardır kendisinden zılgıt yeriz! Biz o yüzden halt yemeyelim Zapatistaların sözcüsü diyelim!

Subcomandante Marcos

Bu çömez yakıştırmasını patavatsızlık edip kendisine yükleyen katiyen ben değilim. Kendine dair kendi tabiridir. Emiliano Zapata atasına saygısından, kendisini ‘’ Comandante ‘’ (Kumandan ) olarak andırmıyor da ‘Subcomandante‘ (Yardımcı Kumandan) diye andırıyor. Suratı pişik, egosu şişik önder soyundan değil yani bunu delil kabul edersek.

Emiliano, Viva Zapata olmazdan önce Meksika köylerinde ırgattı. Okuma yazmayı ömrünün son deminde, önce isyanın sonra devletin başına geçme zorundan muzdarip çat pat sökmüş kişiydi. Dalına basıp, yakasını kasıp, tavuğunu köz, namusuna göz etmeselerdi, ihtimal çözecek de değildi. Bu onun çömezi olan kişi ise, bir rivayet ‘Felsefe Profesörü’ kurban olduğum! Mürekkebi yalamak şöyle dursun hokkasıyla yutmuş! Her kelamı tuğlayı geç, kaldırım taşı niteliğinde. Artık ‘’Biz iktidar değil dans edebileceğimiz özgür sokaklar istiyoruz.‘’ kelamını mı başa koyarsınız, yüzlerine taktıkları kar maskesine atfen ‘’Biz yüzümüzü görünmek için gizliyoruz.‘’ kelamını mı, Amerikalı gazetecilerin ‘’Eşcinsel misiniz?‘’ imasına verdiği meşhur cevabı mı bilmem. Özlü sözleri saymakla bitmez. Atası da arada ağır kelam ederdi ama bunun ağzı daha öte laf yapıyor! Dahası roman hikâye filan da yazıyor onca işin gücün arasında. Savaşçı, siyasetçi, filozof derken, bir yandan da sanatçı kişi yani.

‘’Sözümüz silahımızdır.‘’  Bu ağır kelam da Kumandan Yamağı Marcos biraderimin. Buna binaen de hâkim bir tepede mevzi alıp kâğıttan uçaklar yapıyor Zapatistalar. Bu kâğıttan uçaklara en bomba kelamlarını yazıp tepeden aşağıya salıyorlar şehirdeki beyaz Meksikalıların üzerine. Yüzlerce kelam yüklü beyaz kâğıttan uçak gökyüzünü kaplayıp süzüle süzüle iniyor kendilerini kadre uğratanların üzerine. Tarih tarih olalı böyle şık ama bir yandan da ağır bombardıman görmemiştir herhal!

Subcomandante Marcos

‘’Sözümüz silahımızdır’’ Oyuncular kelama dikkat kesilsin! Bir yandan da kelamı iletmenin şıklığına. Sanatımız bu minval üzeredir. Sözü silah eyleyip, ister dille ister bedenle, ister kaş göz oynatarak şık soyundan iletme üzerine yani. Şimdi merakımız ve de meramımız iletilerde edilen kelamların içeriğine dairdir. Slogan güzel. İleti, yani zarf, şık! Ya mazruf, yani mektup, içerik nasıl olacak? Söz nasıl silah olacak? Kimi vuracak? Kelamlarımızı yazarken düzerken nasıl bir dil kullanacağız ki kâğıt uçaklarımızdaki ağır bombardıman elemanları puşt kopuk tayfasının düştüğü yerde ot bitirmeyen nötronlarının napalmlarının aksine düştüğü yerde tomur tomur yaşam fışkırtsın topraktan? Hasmımıza bile isabet etse öldürmesin güldürsün?

Komutan Yamağı o bahiste de meydanı boş bırakmış değil. Ağır kelamı edip koyuverdim çayıra Mevla’m umarım kayıra dememiş başkaları kimin! Sahibi olmuş ağzından çıkan kelamın, beslemiş, büyütmüş, donatmış etrafını. ‘Nasıl Bir Dil? ‘diye atmış başlığı doldurmuş altını. Şöyle ki:

NASIL BİR DİL?
Çapkın bir dil öncelikle. Şefkati şiddeti denetimsiz.
Doğuran, bütün ihtimallere açık.
Yolunda menzili kesin, hedefi keskin tutmayı düstur edinmeyen, her şeyden öte militarist hiyerarşinin aksanıyla zedelenmemiş bir dil.
Yaşayan her şey karşısında bir mucizeyle yüz yüze gelmiş gibi şaşkın, hayran ve saygılı bir dil.
Entellektle meselesini çözerken yüreğini asla karartmayan, mizah duygusunun bilediği sonsuz düş gücüyle sevinç ve mutluluk dışındaki her şeyi ikincil gören bir dil.
Özgürlük ve eşitlik dili. Aşk ve devrim dili.
İktidarın her türü karşısında saygısız, vermenin, her an verebilecek kadar biriktirmenin hazzından vazgeçmeyen bir dil.
Hizaya sokulup bekletilirken hazır olda yanındakinin alnını silebilen bir dil. Laubali dedikleri dil.
Sayınları saygıdeğerleri umursamayan bir dil. Başkanımları efendimleri tiye alan bir dil.
Her şeyi birbiriyle tartıp değerlendirmeyen, her şeyi özgül varoluşuyla çizen bir dil.
Yaşamaya kışkırttığı için bozguncu bir dil.
İktidara aday olmadığı için her dem taze bir dil.
Soyunmaktan korkmayan, kuytularda süslenip püslenip öyle ortaya çıkmayan bir dil. Çıplak bir dil.
Korkulara yasaklara, törelere pabuç bırakmayan bir dil.
Şiirini özgürlükten alan bir dil.

SUBCOMANDATE  MARCOS

Şimdi kişi olan kişi, ortalık yangın yerine kesmişken, yangına kova kova su taşıyan kardeşini görünce, ona ‘Vay kardeşim, ne güzel kova sallıyorsun helal sana!‘ deyip alkış tutunca mı kişidir yoksa bir kova kapıp yangını söndürmek için üç beş boca suyu da kendisi sallayınca mı? Marcos kardeşimi ateş başında yalnız koyan dümbük olsun!

NASIL BİR DİL
İyelik eki almayan, kaynağını mülkiyetten almayan bir dil.
Konuşmayan, anlatan anlayan bir dil.
Susmasını becerebilen bir dil.
Ne geçmeye, ne de geçilmeye yazgılı olmayan yarışçı olmayan bir dil.
Su olup ateşi yakabilen bir dil.
Evine çıkmaz sokaklardan yürüyüp varabilen bir dil.
Kısa ama kestirme olmayan bir dil.
Kavram sayısıyla kısıtlanmamış, kavram doğurganı olabilen bir dil.
Biçimsel değil, içeriksel bir dil.
Kantarda sıfır çeken ağır bir dil.
Sopa altından aba gösteren bir dil.
Kendini çalan hırsız bir dil.
Tüm doğruları yanlışlayan ve her yanlışı doğrulayan bir dil.
Tarifsiz ve tarif etmeyen, öneren bir dil.
Reddedilmeye hazır bir dil.
Dudakların öpmek, dilin yalamak, dişlerin ısırmak, damağın tat almak, kursağın yutmak üzere kullanıldığı bir dil.
Hamiline yazılmamış hamile bir dil.
Doğumun şaşılası, ölümün olası olduğunu sürekli hatırlatan bir dil.
Yaşamaktan korkmayan bir dil.
Yalan gerçeklerin değil, gerçek masalların dili.
Uzlaşmayan ama uzaklaşmayan bir dil.
Yalnız insanların değil, yaşayan ve yaşamayan tüm var olanların dili.
Güncelin değil, geçmiş ve geleceği kapsayan anın dili.
Sürekli sürçen bir dil. Tüm dizilişleri dıştalayan bir dil.
Aklı duyguyla, duyguyu akılla yadsıyan bir dil.
Yalnız seven değil, sevilen de bir dil.
Ağlanacaklara güldüren, gülüneceklere ağlatan tersimlemeci bir dil.
Terk etmeyi ve kavuşmayı saygınlaştıran bir dil.
Atan ve attığını gidip tutan hayalperest bir dil.
Yalnız dönüşümün kutsandığı bir dil. İlerleme yalanına bulaşmayan bir dil.

SUPANGELE  KARAATA

Laf anlayan geri, kovayı kapan beri gelsin!

Halit Karaata