Etrafınıza dikkatli bakarsanız zaman zaman popüler olup sonra birden kaybolan konular göreceksiniz. Filmler, oyunlar, kitaplar ve daha sayamayacağımız kadar çok şey bu alana girebilir. Ancak son yıllarda öyle popüler bir alan var ki izlerinin silinmesi kolay olmayacak gibi: çizgi romanlar. Amerikan film ve dizi endüstrisinin artık konu bulmaması üzerine el attığı ve adeta bir çılgınlığa dönüşen çizgi romanlar neredeyse 80 senelik tarihleriyle geniş hikâyeler barındırıyorlar. Marvel sinema evreniyle başlayan bu süreç DC ile devam ederken bir yandan diğer şirketler de filmlerini çıkarmaya hazırlanıyorlar. Televizyonlar da elbette bu durumdan nasibini almış durumda. Şu anda yayınlanan birçok çizgi roman uyarlaması reyting rekorları kırarken yapılan anlaşmalar milyonlarca dolar değere sahip. Elbette bu durum çizgi roman satışlarına da yansımış durumda. Zaten belli bir çizgi roman okuma alışkanlığı bulunan Amerika’da bazı sansasyonel çizgi romanlar milyonlarca kopya satıyor ve defalarca tekrar basılıyor.

Peki, ülkemizde çizgi romanlara ilgi ne durumda? Elbette ki bu akıma bizim de kayıtsız kalmamız mümkün değildi ve sonuç oldukça geniş çaplı oldu. Hatta durum öyle bir hale geldi ki çizgi romanlarla eskiden alay eden insanlar bile filmlerin etkisiyle kitapları alıp düzenli okuyucusu haline geldi. Aslında belirtmemiz gerekir ki çizgi romanlar bize pek de uzak bir konu değiller. Daha 50’li yıllarda fumetti okuyarak büyüyen geniş bir kitle var toplumumuzun içinde. Telifin ne demek olduğunun bile bilinmediği o yıllarda İtalya’dan gönderilen kitaplar burada Türkçe’ye çevrilip basılıyor, hatta bazılarının isimleri bile değiştiriliyordu. Çoğu da gazetelerle birlikte dağıtılıyordu. Bir neslin kovboy filmlerini sevmesinin temelinde de bu çizgi romanlar olduğunu tahmin etmek güç değil. O dönemdeki yerli üretimden de söz etmeden geçmemeliyiz. Tarkan, Karaoğlan, Yüzbaşı Volkan gibi birçok yerli çizgi roman serisi aslında istediğimizde ne denli üretken olduğumuzun adeta kanıtı. Bu çizgi romanları incelediğinizde ise konu olarak kendilerine Türk geleneklerini ve Orta Asya’yı seçtiklerini, başkarakterin yiğit bir savaşçı olduğunu görürsünüz. Kabul, belki çok yaratıcı değillerdi ama bizden konuları işliyorlardı.

Sonraki dönem ise ülkemizde çizgi roman adına adeta çöküş döneminin yaşandığı, çizgi romanların üzerinde kara bulutların dolaştığı yıllardı. Çizgi romanlar nedensiz bir biçimde çocukları zehirleyen birer araç olarak görüldü ve sonuç olarak gençlerin bunları okuması istenmedi. Hatta iş neredeyse çizgi romanları yasaklamaya kadar gitti. İşte bugün çizgi roman okumayan ve onlara kötü gözle bakan kitle de o günlerde çocukluklarını geçiriyordu. 90’ların ikinci yarısı ve 2000’lerin başından itibaren diriltilmeye çalışılan sektör ise zor süreçlerden geçiyordu. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki çizgi roman dükkânı ekmeklerini çıkarmaya çalışıyor ve mücadele ediyordu ama görüntü pek de iç açıcı değildi. Takipçileri için İngilizce ciltler bulmak mümkündü ancak Türkçe basım yok denebilecek düzeydeydi. Bu dönemlerde basılan bazı çizgi romanların günümüzde bu kadar yüksek fiyatlara sahip olmasının nedeni de işte bu yokluktaki eşsiz eserler olmalarından dolayıdır. O dönemlerde ilk popüler yerli üretim Çaba Çizgi Roman Grubu’nun başını çeken Yıldıray Çınar ve Hakan Tacal’ın yarattığı Karabasan ile gerçekleşti. Belki de bu eseri yıllar sonra ortaya konan ilk yerli eser olarak görürsek ne denli önemli olduğunu daha net kavrayabiliriz. Elbette bu tarz ufak kıpırdanmalar vardı ama bizim için de dönüm noktası çizgi roman filmlerinin ortaya çıkmasıyla gerçekleşti. Nolan’ın çektiği Batman üçlemesi ve akabinde zirveye çıkan Marvel film evreni uzun süredir çizgi romana uzak kalan gençleri bu alana ilgi duymaya yöneltti. Buradaki sıkıntı Türkçe okunacak çizgi roman bulunmamasıydı. Bu duruma da yayınevlerimiz el attı ve uyuyan sektörümüz yeniden alevlendi. Bazıları yeni kurulan bazıları ise çok eskiden beri var olan Gerekli Şeyler, Arkabahçe, Marmara Çizgi, JBC, Çizgi Düşler, Büyülü Çizgi Roman gibi yayınevleri sektörün öncüsü konumuna yükseldiler. Hatta çizgi romanlara ilgi o kadar büyük oldu ki birbiri ardına çizgi roman dükkânları açılmaya başlandı. Nüfusuna göre elbette ki İstanbul’un merkez olması hepimizin beklediği bir sonuçtu ama asıl dikkat etmemiz gereken nokta Anadolu’nun bu durumdan nasıl etkilendiği. İnternet haricisinde çizgi romanlara ulaşımı olmayan Anadolu kentlerine bu hizmeti götüren girişimleri de bir kez daha kutlamamız gerek. Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi şehirlerde çizgi roman dükkanları varsa bunlar çizgi romanlara ve okurlarına inanan genç girişimler sayesindedir.

Peki, yayınevlerimiz neler bastılar? Burada ince bir ayrıntıyı unutmamamız gerekiyor.  Popülerliğiyle doğru orantılı olarak beklenecek ilk hareket elbette ki Marvel ve DC çizgi romanlarının basılıyor olması ama ilk dönemlerde DC çizgi romanlarını görmeniz neredeyse imkânsızdır. Bunun nedeni ise DC’nin telif ücretlerini oldukça yüksek tutmasından kaynaklı. Sektörün yeni yeni canlanmaya başladığı o günlerde yayıncıların böyle bir riski alması ise pek mantılı değildi. Zaten çizgi romanların ne kadar satacağı kestirilemiyordu ve eğer ekonomik zarar olursa yayın hayatları başlamadan bitebilirdi. Bu durumlar bizi bolca Marvel çizgi romanı okumaya yöneltti ve kimse de bu durumdan şikâyetçi olmadı. Basılan kitapların filmler ile doğru orantılı olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor çünkü milyonlarca dolar hasılat yapan filmler o dönemlerde popüler oldukça aynı durum kitaplara da yansıdı ve satışlar aynı oranda yüksek olmaya başladı. Nihayetinde DC’nin fiyatları düşürmesi ise bizim DC cennetine düşmemize sebep oldu. Batman, Superman, Flash, Green Lantern gibi kahramanların kitapları iyi satış rakamları yakaladı. Buradaki bir diğer dikkate değer konu da basımların devamlılığı. Yurtdışı kaynaklı bazı sorunları görmezden gelirsek yayınevlerimiz düzenli sıklıklarla kitap basmaya devam ediyorlar, hatta neredeyse güncele yetişmiş seriler bile bulunuyor. Tek bir kitabın bile basılmadığı günlerden bu duruma gelmek ise gerçek bir başarı öyküsü gibi. Sanıyorum ki Paralel Evren Çizgi Roman Dükkanı’nın Yıldıray Çınar’a kapağını çizdirdiği Batman Rebirth #1’i hatırlatırsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir. Bu kapak sadece Türkiye’de bulunuyor ve Türk çizgi roman basım tarihi içerisinde kendisine çok özel bir yer edinmiş durumda.

Açık konuşmak gerekirse yayınevlerimiz sadece popüler kitapları basıp risk almaya da bilirdi ancak onlar bunu yapmayı tercih etmediler ve çizgi romanın bir tutku olduğunu kanıtladılar. Buradaki formül çok açıktı: Yayınevleri kendilerine bir iki tane amiral gemisi denebilecek kahraman seçiyordu. Bunlar ağırlıklı olarak dizi ya da filmler ile gündemde olan ya da her daim popüler olan karakterlerdi. Bu kahramanların ana serileri düzenli olarak basılıyor, hatta zaman zaman yan hikâyeleri de okuyucuyla buluşturuluyordu. İşte yayınevlerinin asıl gelir kaynadığını da bu seriler oluşturdu ve bu gelir risk almalarının da önünü açtı. Bu sayede; popüler olmayan kahramanlar, süper kahramanla alakası olmayan kitaplar, fumettiler ya da sadece sevdikleri için basmak istedikleri çizgi romanlar okuyucuyla buluşmaya başladı. Bu demek değildir ki bu tür kitaplar hiç satılmadı. Aksine, Güngezgini, Y: Son Erkek, Saga, Masallar gibi seriler oldukça beğenildiler ve birçoğu tekrar basımlara girdi. Şahsen bu tarz çizgi romanların en sevdiğim tür olduğunu da belirtmem gerek. Eğer süper kahramanlardan sıkıldıysanız yukarıda saydığım kitaplara bir göz atmanızı mutlaka öneririm.

Son zamanlarda ise aslında roman basan diğer yayınevlerinin de çizgi romanlara kayıtsız kalmadığını görüyoruz. Ülkenin önde gelen yayınevlerinden Yapı Kredi Yayınları, Superman ve Justice League gibi iki önemli seri ile basımlara başladılar. Bilim kurgu ve fantastik türde bastıkları kitaplarla tanınan İthaki Yayınları ise Neil Gaiman kitaplarının haklarını alarak Mezarlık Kitabı ile çizgi roman dünyasına merhaba dedi. Şimdi ise daha önce iki farklı yayınevi tarafından basılan ama uzun yıllardır kitabını bulmak zorlaşan Sandman ile iddialı konumdalar. Okuyucuların heyecanla beklediği bu serinin çok iyi rakamlara ulaşacağını tahmin etmek ise güç değil. İlerleyen dönemlerde başka yayınevlerinin de sektöre girmesi ve bizlere farklı kitaplar tanıtmaları şu anda en büyük temennimiz konumunda.

Bütün bunlar olurken yerli üretimden söz etmeden de geçmemeliyiz; burada adını anmamız gereken ilk kişi Devrim Kunter. Kendi yazıp çizdiği Seyfettin Efendi ile büyük başarı sağlayan Kunter, yerli işlerin de okuyucular tarafından beklendiğinin adeta canlı kanıtı. Kitaplarını kendi basan Kunter’in azmi diğer yazar-çizerlerin cesaretlenmesini sağlayan faktörlerin ilk sırasında yer alıyor. Bu durum aynı zamanda yayınevlerinin yerli işlere tekrar inanmasının da başlıca nedeni. Kunter’den sonra Selçuk Ören’in Şehzade Yangını, Mustafa Ahmet Kara’nın Amak-ı Hayal’i, İlban Ertem’in Puslu Kıtalar Atlası kitabı, Levent Cantek’in Ankara Üçlemesi, eski ustalardan Hikmet Yamansavaşçılar’ın Karabala’sı ilk akla gelen eserler arasında. Bu durumu aslında ilk yerli üretimlere benzetirsek sanırım yanılmış olmayız. Konu itibariyle bugün üretilen çizgi romanlar da tarihi meseleleri ele alıyorlar ancak içlerinde fantastik öğelerle bezeliler. Bu ikinci çizgi roman akımımızın okurda karşılık bulduğuna ise canı gönülden inanıyorum. Devrim Kunter’in Türk çizgi romanı için ne kadar önemli olduğunun bir kanıtı da son işi Yabani Dergi. Cilt basmak artık nerelere gidebileceği belli bir iş ama dergi basmanın sonu adeta karanlık bir tünel. Böylesine riskli bir yolculuğa da elbette ki Kunter’in öncülük edeceği bizleri şaşırtmayan bir gerçek. Ağırlıklı olarak korku öğelerine yer verilen çizgi romanları ve düz yazıları içeren Yabani her ay düzenli olarak satışa çıkıyor. Her sayıda farklı kişilerin eserlerine yer vermeleri ise genç sanatçılarımız için bulunmaz bir fırsat. Çizgi romanları hem yazıp-çizmenin hem de basmanın ne denli büyük emek ve masraf olduğunu da okurlar olarak aklımızın bir köşesine yazmalıyız. Eğer daha fazla yerli üretim istiyorsak bu tarz yayınları desteklemeliyiz ki tekrardan o eski nadasa bırakılmış günlere dönmeyelim.

Bartu Yılmazer